“Allah diyor ki”yi nasıl ve niçin yazdım?

Henüz İstanbul öğretmen okulunun son sınıfında iken, rahmetli babamla acı acı dertleşiyordum: “Niçin bu millet ve Doğu dünyası, İslâm dini yüzünden, ilim ve uygarlık alanında batı dünyasının üç asır önünde gitmişler de, sonradan yine İslâm dinin bayrağını taşımalarına rağmen üçyüz yıl Batı’nın gerisinde kalmışlardır?” diye. 

Babamın; içdenlik dolu konuşmalarındaki şu cüm hâlâ anılarımda dipdiri: 

“Biz, ya İslâm dini yüzünden batacağız, ya İslâm dini sayesinde kurtulacağız.”

Gerçekten işin özü şuydu: Yüzyıllarca Allah’ın Kutsal Kitabı’nın gerçeğini ve ruhunu kavrayan din adamları, aynı zamanda müsbet ilim alanlarında da güçlü eserler vermişler; müsbet ilim adamlarımız da ilimdeki gürlük ve gelişmelerine enginlik kazandırması için, Allah’tan yardım ve koruyuculuk yakarmışlardır. 

Tanrım, beni paraya mala esir eyleme

İbni Sina‘nın başı cededen ayrılmamış, ama “Kanun” adlı ve tıp anıtı sayılan eseri 17. yüzyıla kadar Batı’yı eğitip durmuştur. Bu, sistem yaratmış filozoftan başka, Kurtubalı İbni Rüşd tıp ve felsefede öncülük ederken, bir yandan da, “Ya Rab, bize (oku) buyurduğun ve şu aklı bağışladığın için bir şükür” diyordu. 

Türkistan’ın Fârâb kentinden yetişme Müslüman Türk bilgini Fârâbî’yi düşünün. Dünyada ilk felsefe ansiklopedisini yaratan, skolastizmin kurucusu ve rasyonalizmin ilk kapı aralayıcısı olan bu bilgin, müzisyen ve filozof; kendisine armağan edilen altın işlemeli kaftanları hizmetkârlarına bırakır, fakir kılığı ile, imanının bilediği mescitte Tanrısına şöyle derdi: “Aman Tanrım! Bana daha çok ilim, daha madde ver. Beni paraya, mala esir etme!.”

Batı’ya Cebir ilmini, rakamcılığı ve logaritmayı sokan Harzemli Musa oğlu Mehmet, büyük bir Allah aşığı idi.

Avrupalıların cehaletten şaşkın gözlerine, fizik ilmini tanıtan Basralı İbni Hasan; astronominin kurucusu Elbîrûnî; dünyanın yuvarlaklığını ispat için Şap Denizi kıyısındaki bir derecelik kavis ölçerek yeryüzünün çevre büyüklüğünü ortaya atan üç kardeşler, Şakir oğulları; Astronomiyi ilme bağlayıp hurafeciliği yıkan, eserleri Batı dillerine ve Latinceye çevrilen Ferganalı Ahmet bin Ferganî; hep Müslüman bilginleriydi ve hepsi de Allah’tan esinleniyorlardı. Semerkand’da, bilgin Uluğ Bey‘in kurduğu rasathane Ayasofya Camii kadar büyüktü. 

1908’de Rusların kazılar sonunda meydana çıkardıkları bu eser, Avrupalılara, küçük dillerini yutturmuştur. 

Batı’da “Rarès” diye ün yapan Horasan’ın Rey kentinden Razî; filozof ve bilgin bir Türk’tür. Kızamık, çiçek hastalıklarının mikroplarını ilk bulandır. Hacamat usulünü, ateşli hastalıklarda soğuk su tedavisini, böbrek taşlarını ilâçlarla eritip ameliyatla çıkarma sistemini ortaya atam eserleri, Batı’da, hâlâ tıbbın baş eseri diye anılır. Peygamberimize veya Şafiî imamına bağlanan şu hadisi dilinden düşürmüyordu: “Önce beden bilgisi, sonra ruh bilgisi.”

Ezan, her dilden okunabilir

İlk beşeri coğrafyanın kurucusu Arap bilgili “Yâ’kub” kendisine teklif edilen kadılık ve başkadılığı reddederek “din adamı devlet işlerine burnunu sokmaz” dediği için kamçılattırılarak öldürülen, “kadından da kadı olabilir diyen, “ezanda, gereken alışkanlıktır, hangi dille olursa olsun, halkın, ezan olduğunu bilmesi yeter” diye hüküm veren, “zaman ve mekânın değişmesiyle hüsümler de değişir” diye İslâmlığın özgür ve tekâmülcü yönüne işaret eden Ebû Hanîfe olarak ün yapmış en büyük imam Sabitoğlu Nu’mân aynı zamanda İslâm dininin büyük öncülerindendir. Fıkıh bilgisini ağızdan ağıza iletmecilikten kurtarıp akla dayayandır. Bugün camilerimizde Ebû Hureyre‘den iletilen çoğu uydurma hadislere inanmazdı. Hukuk ilmini kurultay kurarak tartışma sonunda benimseyendir. 

Kahve içene bile ölüm

Bir de sonraki yüzyıllara dönelim. Tarihin öteki millet ve ülkelerini geçerek Osmanlı-Türk devletini izleyelim. 16. yüzyıla kadar din adamlarımız Kur’ân’ın gerçeğinden ayrılmazken, bu asırdan sonra devlette görev alan Şeyhülislâmlar, kadılar, müftüler ve imamlar, Kutsal Kitab’ın önüne çoğu uydurulmuş hadisleri geçirdiler. Padişahın keyfine göre fetva vermekten çekinmediler. Allah Kitabında; salt, kasden adam öldürenlere ölümü uygun bulmuşken bunlar, hükümdarın arzusuna uyarak kahve için, sigara içenlerin ölümlerine fetva verdiler. IV. Murad bu fetvalarla gözünü kırpmadan on bin Müslüman evlâdını öldürdü. Gerçekte asıl katil bu din adamları değil miydi? Bunlar gitgide her yeni ve uygarlık getirici kamıldanmaları kösteklediler. “Allah diyor ki” diyerek, “Peygamberimiz buyuruyor ki” diye diye milleti müsbet ilme, okumaya, özgürlüğe düşman ettiler. Din adına, Yunanlıları vatandan sürmeye kalkan Mustafa Kemal‘e “hain” damgasını vurarak ölüm fermanını biçtirdiler ve büyük Türk milletin Avrupa’nın ayakları dibinde, medeniyet dilencisi, ilim yoksulu haline düşürdüler. 

Birkaç yıl var ki

Cumhuriyet’ten sonra sinen bu zümre, bir kaç yıl var ki, iktidardan beslenen derneklerin kışkırtıcılığı sonucu yine sahneye çıktılar. Allah’ın adını da karıştırıp tel’in namazları icat ederek, Müslümanlardan bir kısmının cemaat namazlarını kılmamaya çalışarak, birçok vatansever Müslümana komünistlik iftirası atarak kendi kendilerini dinin İslâmlığın dışına attılar. 

İşte bu ıztırapladır ki, bir kısmı cehennem memurluğu yapmaktan, bölücülükten, nurculara destek olmaktan ileriye gidemeyen din adamlarımızın tasvirinden bambaşka bir İslâmlık olduğunu duyurmak gereğini candan hissetmedeydim. Nâçiz bilgimizin çerçevesi içinde Kur’ân’ı; Türkçe, Arapça, Farsça ve en yetkili E. Monet Fransızcasından okuyup karşılaştırarak.

Şükürler olsun

O merhametlilerin en merhametlisi, bağışlayanların en bağışlayanı olan Allah’ın bizlere neler buyurudğunu Müslüman Türk kardeşlerime anlatmak istedim. Bir sabaha karşı, düşte duyulmuş bir mısta ile uyanınca da kitabın adını koydum: 

“Allah diyor ki, gel güzelim gel güzel kulum.”

Sonsuz bir Tanrı aşkı ve Kur’ân’ı yanlış yansıtanları uyarma görevi ile, âyetlere dayanan şiirlerimi tamamladım. Allahıma bir şükürler olsun!. 


Şardağ, R. (1968, Kasım 22). Allah diyor ki: 1 / “Allah diyor ki” nasıl ve niçin yazdım?. Demokrat İzmir, s. 5.


Gazete kupürlerine ulaşmamızı sağlayan Sayın Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın