Bir rejim düşünün; Tanrı mı? “Geç efendim” desin. Doğruluk, fazilet, insanlık mı? “Bunlar burjuva anlayışı; modası geçmiş şeyler” desin. “Vatan, kardeşlerimizin canı, hayatı, ailelerimizin namusu, topraklarımızın şerefi…” “Vatan mı, aile mi, toprak mı” diyerek, size, bir kutup ayısından daha soğuk, gülsün. Bu vatansız, milliyetsiz, mukadderatsız ve merhametsiz sisteme bir şey dediğimiz yok. Ama gelin görün ki bu rejimin ileri gelenleri, kendi mensuplarına bile, ancak kutuplarda donmak veya fırınlarda kavrulma bahasına yutturdukları bu şeyleri, kendinden başkalarına da yutturmaya kalkar ve bunda muvaffak olacaklarını sanarlarsa, bu rejimin politikasını çevirenlerde, salataya sıkılacak bir akıl bulunabileceğini kabul eder misiniz?
Bir demokrasi azmanı devlet düşünün ki bir karış toprağı için eli tetikte olan bir komşusuna, milliyeti ve Allah’ı uğruna dünyayı fethetmiş olan bie millete, pislikten daha pis görüşlerini sokacağını sansın; bu azman demokrasinin siyaset ve propaganda anlayışında, emilecek kanı beğenmeyince ısırmaktan vaz geçen tahta kurularındaki akıl kadar olsun var mı?
Nihayet bir rüküş siyaset düşünün ki insanlığın, onun yüzünden tekrar kana bulanmaması için kurduğu halkaya karıştık, aşırı, vatansız ve uşak olmamak şartıyla sağcıdan solcuya kadar her türlü fikri mübah sayan batılı demokrasiye katıldık diye, bize, evet bize, bileklerinde hâlâ indirdiği eski yumrukların gücünü taşıyan bu millete nota vermeye kalksın! Gözler mi kör? Kulaklar mı sağır? “Kendisine dokunmadıkça, hür insanlığın seddine çarpmadıkça kimseye kötülüğü dokunmayan bir milletiz” dedik. İnsanlığı, uzak şarkta dahi olsa bir tarafından kemirmek isteyenlerin yüz tanesine bir kişi ile karşı çıktığımızı ve meydan dayağı attığımızı bütün dünya gördü. Namuslu ve mert olarak yürütülen dış politikamızın istikametini kör olanlar öğrendi. Benim yârim ise hâlâ uykuda. “Efendim Atlantik Paktı’na girmeyin, karışmam” Karışmazsın da ne halt edersin? Girdik be, girdik! Hakikate, mevcuda rağmen nazariyi müdafaa eden skolastik softalar gibi habire söylenmede ne mana var?
Deli Mustafa’nın açık sözlü hocası gibi biz de tekrar edelim:
“Anlamaktan bihabersin ey kulağına dürttüğüm”
Şardağ, R. (1952, Kasım 12). Günübirlik/Ey kulağına dürttüğüm. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

