Hamdi bey hoş geldin

Demek artık Türk’ün ve Batı’nın büyük klâsik müziğini çatıda, ayni şerefle barıştırmasını bilmeyen idaresizliklerimizden kurtulacağız.

RÜŞTÜ ŞARDAĞ

Ankara’dan iyi tanıdığım, sevdiğim ince adam, Hamdi Akverdi hoş geldin. Millî Eğitim Bakanlığı’nın güzel sanatlar alanında üstün bir mevkiin olduğunu bilirim. Gazetelerden okuduğuma göre buraya resmî bir vazife ile, güzel sanatlarla alâkalanmak üzere gelmişsin. Peki ama bunun manasını anlayamadım. Ankara’dan kalkıp da güzel sanatlar gibi dişe dokunmayan, göze batmayan ve zevahiri okşamayan bir mesleğin burada nesiyle uğraşacaksın? Sade memleketin her tarafında değil, bütün dünyada gümrük muamelelerinden, şehir tanzifatından (temizlik) daha aşağı görülen sanatın kaderi bizde bundan da aşağı olduğunu hangimiz inkâr edebiliriz? Bir kader ki yüz yıllardan beri Türk sanatkârına getirdiği şey, nasipsizlikle bezenmiş nankörlüktür.

Buraya gelen gibi, onu gönderen de sağ olsun. Demek artık gözlerimiz, bakanlıkların bodrumlarında yatan harika resim tablolarını görmenin bahtsızlığına uğramayacak. Demek telif eserlere karşı yıllardır Çin seddi gibi kapalı duran tiyatrolarımızın elemle sırıtan afişlerine rastlamayacağız. Demek artık Türk’ün ve Batı’nın büyük klâsik müziğini çatıda, ayni şerefle barıştırmasını bilmeyen idaresizliklerimizden kurtulacağız.

Vallahi gözlerimiz, eski hatıralardan o kadar yılmış ki Hamdi beyciğim, hep afallamış, birbirimize bakıyor ve soruyoruz: “A, A! Bu da nesi” diye, “Devlet güzel sanatları İzmir’de korumak için en yetkili bir adamını göndermiş ha!” Ömrünün en verimli yıllarını harcayarak yarattığı tablolarını teşhir edecek galeri bulamayan ressamın, Türk ve Batı klâsiklerini icra eden müzisyenlerin bu umulmaz alâka karşısında gözleri şaşkınlıkla değilse bile, mutlaka minnetin ışığı ile parlamaktadır.

Tüccar, esnaf, memur, köylü, işçi, hülâsa kafaları, elleri ve namuslu sermayeleriyle bu memlekete hizmet edenlerin meslekleri daima azizdir. Ama Yaradan’ın öyle her asırda beş on tanesini zor yarattığı sanatkâr, herkesin nasiplenebileceği intiba, bilgi ve duyguları kudretle yoğuran bu büyük hamurkâr dünyanın her yanında olduğundan çok bizde sefildir. Bizde kadersizdir. Bizde ihmallere batmıştır. İzmir’den Ankara’ya sergi açmak üzere giden ressam Âbid Elder’in on beş gün baş vurmadığı kapı kalmayınca, tablolarını eski Eğitim Bakanlığı’nın yangın harabeleri ortasına yaydığını görmüştüm. Ve daha neler gördük. Ama şimdi de Hamdi bey kardeşim, devletin buraya kadar güzel sanat ehlinin meselelerine çare bulmak üzere seni gönderdiğini yine gözlerimiz görmüş bulunuyor. Ne diyelim, elbet seviniriz bu gördüğümüze; sonu gelsin isteriz ve Allah gördüğümüzden ayırmasın deriz.


Şardağ, R. (1952, Kasım 21). Günübirlik/Hamdi Bey hoş geldin. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın