Beş köklü medeniyetin hatıralarını ardında saklayıp Homeros’u ile olduğu kadar, Rakım Elkutlu’su ile de övünen, sanata, musikiye ezelden vurgun olan şehrimiz, seni bağrına basmakla bahtiyardır. Sen de iyi bilirsin ki dostum, Türkiye’de bir alaturka- alafranga davası yoktur. Alafranga, kendi tekniğinde devlerini vermiş; bizimki de kendi devlerini bizlere yadigâr bırakmıştır. Gerçi komiktir, onların üstadlarını yâdetmek bu memlekette bir kültür sahibi olma sebebidir de, bizim mesela bir Dede efendimizi, bir Tab’î Mustafa efendimizi bilmemek ve bilmediğinden utanmamak bir münevver için üzüntü mevzuu değildir. Her ne ise, bizdeki asıl mücadele öyle sanıyorum ki daha ziyade Türk musikisinin kendi yapısı içindedir. Musikimizde bayağı ve müptezel olanla kaliteli olan çarpışıyor. Mesela senin içinde en büyük rol oynadığın İstanbul Konservatuvarı, Ali Rıza Şengel’in talebeleri, küçük koron, Sami Toker’in korosu, her üç radyoda dinlediğimiz tarihi, klâsik musiki konserleri, nihayet şu aşağılık besteler mezarlığında, bir bayrak gibi dikilerek haysiyetli musikimizi dillendirişin… İşte bütün bunlar, kaliteli olanın zaferidir. Sen büyük sanatkâr, Türk musikisinde evvelâ haysiyetli olanları şöyle bir kenara çekip, onlara saygı uyandırmasını bildin. Sen, temiz bir hançere neye derler? Boğazdan zahmetsizce lıkır lıkır dökülen nağmelerle, bu nağmeleri taklit etmek için anjin gargarası yaparcasına girişilen zorlama gırtlak oyunları birbirinden neden apayrı şeylerdir? Bunu bize isbat ettin. Bir milletin büyük çoğunluğunu bahtiyar eden melodik bir duygu çağlayanı ile, şu patolojik tıp konusu olan hasta, hummalı, saralı meleyişler, titreyişler muhakkak ki doğu ile batı kadar birbirinden ayrı şeylerdir; bunu nağmeyi şiirleştiren hançerenden öğrendik. İnsan sesi, seslerin zaten en azizidir. Altı asırlık vefamızı, sabrımızı, hassaslığımızı, nasıl ince, nasıl ağır başlı, nasıl kahraman, nasıl kendinden emin bir millet olduğumuzu aziz dost, büyük sanatkâr bugün ve yarın senden duyacak, senden öğreneceğiz. Ömrüne ömür, sesine şans temennileri…
Şardağ, R. (1952, Aralık 20). Günübirlik/Hoş geldin Münir. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

