Musikimizde çakıl taşları

Şu bizim musikinin sayısı, iki değil, dörttür. Bir defa kökünü Anadolu köylüsünün ruhuna, özünü Orta Asyalara dayayan bir iptidaî, fakat bâkir halk musikisi vardır. İkincisi, altı yüz senedir bu topraklarda yaşayan bütün okumuşların, bir milletin en güzide çocukları olan münevverlerin tanıdığı, sevdiği, padişahları savaş kadar kendine bağlamış; Rumlardan, Musevilerden ve Ermeni vatandaşlarımızdan yüzlerce bestekâr çakartmış olan klâsik Türk musikisidir. Üçüncüsü de bugünkü “Alaturka” adını veridiğimiz piyasa musikisi, nihayet bir dördüncüsü de şu: Batı tekniği ile icra edilen, Ulvi Cemal, Cemal Reşid, Adnan Saygun, Necil Kâzım gibi kompozitörlerimizin temsil ettiği musiki. Hiç şüphesiz ki, bunların dördü de Türk musikisidir. 

Dördünden birinin, milli musikimiz olabilmesi çin kavgadan barışa, karşısındakini inkârdan kabule geçmesi, ruhumuza rağmen değil, ruhumuza aşina olarak çalışması, bugünkü hayatı görmezlikten gelmesi değil, onun içine dalması, geçmiş asırlardan süzülen melodik akışı tanıması lâzımdır. Milletlerin birbirine zıt dört musikisi olamayacağına göre, günün birinde bu milletin burcuna bunlardan biri muhakkak bayrağını çekecektir. Ama bu, diğer üçünün helâk olması, yok olması şeklinde değil bu üçünün, kendilerinden bir çok vasfı yepyeni bir teknik içinde bulmaları suretinde tecelli edecektir. Neden bu iş gecikiyor denebilir. Gecikiyor, çünkü ortalık bilmeyenlerin, bu işten haberi bulunmayanların beyhude şamatalarından kurtulmuyor ki… Hangi bahçeye üstündeki çakılları temizlemeden yeni tohumları ekebilirsiniz?


Şardağ, R. (1953, Nisan 6). Günübirlik/Musikimizde çakıl taşları. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın