Biliyor musunuz, Muzaffer Sarısözen adındaki değerli folklorcu, yüreklerimizin yanageldiği şu son günlerde Ankara Radyosu’nda ne yaptı? Senelerden beri “Yurttan Sesler” korosunda türlü bölgelerin bin renkli namelerini şakıyıp dururken, Dumlupınar kurbanlarının acısı ile yanan kalbini bastırarak mikrofona geldi. Program icabı yapmaya mecbur olduğu seansını, samimiyeti şivesinde toplanan sesi ile merhametli bir yavaşlık, mıztarip bir hürmet hissi içinde açtı. Konuştu mu? Yolunu şaşırmış, sazlık ve otların arasına karışmış, gizli gizli akan melûl sular gibi sızladı mı? Anlayamadık…
Ya o koro? Aslında bas olan veya bu kademeye yakın bulunan seslerin en düşük bir oktav üzerinden öyle ayarlamıştı ki, hani bu ayarlı seslerle bir çiftetelli havası bile terennüm edilseydi, zirzopluktan eser kalmazdı. Evet bu basda alta düşen, söylerken, teganni ederken bile korkunç bir sessizliği mırıldanan koro, melodileri en siyahı ile kalbimize doldu ve llk kilise “mes”leriyle, Müslüman münacatlarında, nihayet Anadolu’nun derin tevekkülüne tercüman olan mayalarına karşı yakarış içinde nemli, fakat kazaya rıza “çaresiz boyun büküşten” ibaret bir mistik kompozisyona can verdi.
“Yine bugün yaralandım”
O saatlerde, Sarısözen‘in korosunu dinleyenlerin elleri şakaklarında idi. Yürekleri yanık, gözleri Tanrılarına karşı yakarış içinde nemli, fakat kazaya rıza gösteren bir sabıkalı teslimiyet içindeydi. İçimizin acısını öyle sezmiş, öyle dillendirmişti ki…
Radyolarımızın mateme ve felâkete nasıl uyacaklarını bilemedikleri o günlerde, ben onun, Anadolu çocuklarına has sezgi kuvvetini bir kere daha alkışladım.
Şardağ, R. (1953, Nisan 9). Günübirlik/Sarısözen. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

