Dün, bir kaç dost oturmuş, konuşurken aramıza sonradan gelen geveze bir arkadaşa bir aralık içimizden biri: “Kısa kes!” dedi. Sanki kısa kesmek bu kadar kolaymış gibi. Son kısalığını şiirde bulan yazı sanatını yakından tanıyanlar bilir ki şiirde her mısra, teksif edilmiş bir maceradır. İnsaniyetin lâhzada anlatılıvermiş olan bir hülâsa destanıdır. Ama işe bakın ki en zorumuza giden şey de bu kısa konuşmak, kısa yazmaktır.
Dairelere sunulan bir, bazen iki yapraklık dilekçelerin bir satırlık özüne rastlayamazsınız. Okullarda öğretmeni en çok üzen şey, çocuklara, bir kaç sahifelik mevzunun ruhunu çıkarttırabilmektir. Günümüzde, hem de iki üç sütun üzerine çarşaf gibi yayılmış başmakalelere rastlıyorsunuz. Hani, “Al eline kalemi; yaz başına geleni” bir lâf vardır: Bunun gibi, yaz ha yaz, dünya politikasının izahı yapılır.
Kaç senedir ne olduğu anlaşılamamış olan, diplomatların, devlet adamlarının sökemediği bu işin sanki onlar hakkından gelecekmiş gibi bir halleri de vardır.
Son bir senedir ekspres hikâye, enstantane başyazı, yazısız roman, lokmacık makale, minnacık radyo temsili çeşitlerini icad eden gidişattan da ders alamıyoruz. Evinizde, komşunuzda bir sinema mevzusunun merak edip de kardeşiniz, arkadaşınız tarafından anlatılmasını istersiniz; çok zaman bu hülâsa, bizzat sinemanın kendisinden daha çok uzamaz mı? Yaşı ilerlemiş bir gence kısa pantolon giydirmek nasıl zorsa, aczini bir torba lâf veya kelime kalabalığı ile öğretmeye çalışanları da kısa yazmaya ve konuşmaya alıştırmak o kadar imkânsızdır.
Ekspres bir devrin eşiğinde olduğumuz halde bir türlü kısa kesemiyoruz vesselâm!…
Şardağ, R. (1953, Nisan 18). Günübirlik/Kısa kes. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

