Necip Fazıl

Bir sürü örümcek kafalılar, Malatya suikastı dolayısıyla mahkemede içlerinde Necip Fazıl‘da var, Kısakürek’in avukatları, müvekkillerinin delilik alâmetinden bahsediyorlar. İşin adliye içinde cereyan eden kısmını bir tarafa bırakıp hemen şahsi görüşümü söyleyeyim.

Necip Fazıl ne mürtecidir, ne yalancı ne de ya hakiki “Süper Mürşit” ne Müslüman, ne Müslümancı. Bunların yani bu sıfatların hangisini ona taksanız ardından bir sürü bunlara mugayyir olan haller aklınıza geliyor. Mürteci mi? Atatürk devrinin şairi ve mahsülü. Süper Mürşit mi? Fakat irşada ihtiyacı var. Necip Fazıl iddia edildiği gibi delidir, deli! Bir insan düşünün, yazdığı şiirleri ile çok genç yaşında, hiç bir edebi mektebe girmeden kendine mevki sağlıyor. Materyalist cephenin Nazım Hikmet‘ine mukabil, manevi cephenin, milli cephenin sevilir ve aynı kudrette mütala edilir şairi oluyor, böyle tanınıyor. “Tohum” ve “Bir adam yaratmak” adlı tiyatro eserleriyle sahne edebiyatımızda, piyasalık değil, kaliteli bir seviye kazanıyor. Hayalinin tazeliği, Türkçesinin inceliği ve hislerinin rikkati ile tadına doyulmaz şiirler yazıyor. Meselâ içi titrercesine sevdiği uykuda iken, adeta yalnız geçirdiği sabah dakikalarına isyan edişini helecanını, tezcanlılığını ifade eden şu mısralar gibi: 

“Uyan yarim; sesler geldi derinden;
Zulmet kıpırdadı, kalktı yerinden;
İlk ışık kapının eşiklerinden 
Şimdi bir gölgeyi kovmak üzeredir.”

Sen sonra git de, kara sakallı adamları tahrik eden inkılap düşmanlarının, yobaz gürühunun arasına karış ve macera önderliği yap. Bence Necip Fazıl‘ı tecziye etmeden evvel, tedavi etmeliyiz.


Şardağ, R. (1953, Ağustos 9). Günübirlik/Necip Fazıl. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın