Günlerimizin üstüne yağan çeşitli havadis yağmuru ortasında bunaldığı için mi, yoksa fani insanlara mahsus olan gaflet anlarından birine rastlaması sebebi ile mi neden bilmem Necmettin Sadak‘ın ölümü üzerine eğilmekte geciktim. Üç şehir matbuatında, kendi partisininkiler de dahil, çıkan yazıların enformasyon hududunu aşmaması, onun değerini düşürecek bir olay değildir. Türkiye’de çok partili siyasi hayatın başlangıcında ve en hararetli günlerinde iktidar partisi’ne yakışan müsamahakâr ve olgun tavrı demokratik anlayışı kalemleri ile temsil edecek durumda iken, müfrit bir kampanya ile o günün muhalefetini yıkmaya çalışanlar arasına geçenlerde yabancı diyarda sessizce ölen Necmettin Sadak bey asla karışmamıştır. Onu övmek için en kıdemli gazeteciliğini öne sürenler çok mantıksızdılar. Kıdemli bir simitçi ile kıdemli bir gazeteci arasında derin bir fark olduğunu hiç sanmıyorum. Mesele kıdemden ziyade keyfiyettedir. Demokrat Parti’nin ya kazanamayacağını zannetmekten veya kazanmasını istemekten gelen gaflet veya hınç ile yeni devrim gelişmelerine çelme takanların yarattıkları o hengâmede, Halk Partisi’ni bu zat, dünün hariciye vekili kıyasıya tenkit etmekten çekinmemiştir. 1950 senesinin başlarında, CHP’nin genç otuzbeşlerini bitaraf bir demokrat olarak desteklemeye karar verdiğim günlerde kendisiyle Akşam’da görüştüğüm Sadak‘la aramızda geçen şu konuşma enteresandır:
– Üstadım, samimi misiniz? Demokratik hareketinizi övmek kararındayım. Sonunda tekrar sert rejime dönüş yok ya inşallah!
– “Halk Partisi sert ve inatçı tavrı ile çok şeylerini kaybetti. Onun şeref ve namusunu olsun kurtarmak için namuslu bir seçim şarttır. Devrilme pahasına da olsa, demokratik mekanizma işlemelidir.!”
Necmettin Sadak‘ın ölümü ile öyle sanıyorum ki bugünkü muhalefet ve iktidar partilerini üzen bir kayıp karşısındayız. Nur içinde yatsın!
Şardağ, R. (1953, Eylül 27). Günübirlik/Sessiz bir ölüm. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

