Dün elime geçen bir okuyucu mektubu, “Yeni şiirin bir zamanlar tenkit ve müdafasını yapmışken bugün klâsik şiirimizi müdafa” edişime şaşıyor ve bana soruyor: “Geriye doğru bu ne dönüş a Sultanım!” adresi bulunmayan ve imzasını şöyle böyle çıkarabildiğim mektup, hürmetkâr bir ifade taşıdığı ve samimi olduğu için üzerinde duracağım. Bir defa klâsik şiirimizi müdafa etmek diye bir şey bahis mevzu olamaz. O bence müdafadan münezzehtir. Bu şiir bir zamanlar hücum etmiş olsaydım, bugün onu tutuşumu geriye gidiş olarak isimlendirmek belki de mümkündü. Divan Edebiyatı’nı bilmediğim yıllar, hakkında sükût etmeyi prensip edinmiştim. Yeni şiire gelince:
Güzelliğin kendisini kastetiyorsak, bunun yenisi, eskisi yoktur. Fakat her devirde yeni bir sanat şekli doğduğunu da inkâr etmem. Garibî bile yıllarca evvel:
“Kumaş nevzuhur-ı şiri arzet bezm-i yârâna
Sühan gûyan-ı aşk içre Garibî kenz-i güftar ol”
Diyerek kendi kendisi için: “Ey Garibî” demişti, şiirin yeni zuhur eden kumaşını dostların meclisinde ortaya sür ve aşkı söyleyen sözlerinle, güzel sözlerin definesi ol”. Her türlü yeni şekiller içinde bir şeyler getirmiştir. Bu şekillerin dünkülere benzememesi zaruridir. İşte bir takım muhafazakârlar bugünkü şairlerimizi hiciv ediyor diye kalemimi kullanmış ve senelerce muasır Türk şiirini müdafa etmiştim. Fakat onu müdafa etmem, dünün kalbur üstü kalmış güzel örneklerini görmeme ve övmeme mani olabilir mi? Düşünün; bugünün genç şairi, yüz sene sonra doğacak yeni sanat şeklinin müdafileri tarafından yerden yere vurulmaya nasıl razı olur? Mesele şurda: Her dün, güzel olamayacağı gibi, her bugün ve her yeni de güzel olmayabilir. Devirlerinin sanat formları içinde güzele eğilebilmiş olanlar kalacak, ötekiler tasfiye edilecektir. Ben yeni şiirin aceze mensuplarını değil, kemikli, canlı kanlı olanlarını müdafa ettim. Klâsik şiirin de soğuk örneklerini değil, mümtaz mısralarını ve levhalarını tahlile çalışıyorum. Bana mektubunda sitem eden okurum üzülmesin, dediği gibi, şiir bir iki kafiye sıralamaktan ibaret olsaydı, her devirde yüzlerce manzumeciden iki üç kişi ayakta kalmazdı. Namık Kemâl, Abdülhak Hamid‘e yazdığı bir mektubunda der ki: “Fakat şurası malûm olmak lâzım gelir ki mevzu ve mukaffa ve muhayyel vasıflarıyla tarif olunan şiir makulâttan değil, menkulâttandır.” Kafiyelinin kepazesi olabileceği gibi kafiyesizin şaheseri de vardır. Ama hangi hakla düne tazir edebiliriz? Her geçen günle biz de biraz dün olmuyor muyuz? Sanat, zamanın dışındadır, devirlerin ve şekillerin kabuğunu kırmak ve özüne ulaşmak en doğru yoldur.
Şardağ, R. (1953, Ekim 2). Günübirlik/Bir sitemkâr okuruma. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

