Bu ne hal hacılar?

Haçtan dönenlerin içinde gözüm öyle birisine takıldı ki, hani bin yıl yaşasam, bir o kadar düşünsem, hacı olacağı aklıma gelmezdi. Bu vesile ile, gazetelerde çıkan diğer fotoğrafları da tetkik ettim. Müslüman okurlarım güncenmesin ama, sonu “a” ile biten en hırpani meslek bile bu kadar kılıksız olmazdı. 

Düşünün, 27 bin hacı!.. Bunlar bir devrede Türkiyemizden gidenlerin rekûnu… Her biri yüz lira götürse, iki milyon yedi yüz bin lira eder. Bu servetin yabancı bir diyara akmasını münakaşa edecek değilim. Yüce Peygamberimizin değil ya, diyar-ı küfrün büyük bir filozofu, insaniyete, görüşleri veçhe veren bir fikir ve ideal adamının dahi kabrini ziyaret etmek hoş görülür, hatta vefa farizasının en güzelidir. Bu izde kaldı ki ziyaret Muhammed için karanlık, nursuz ve irfansız beşeriyete hidayeti güneşi, bilgiyi getiren insan için olursa… Ben hacıların hepsinin ahlâkına inanıyorum. Hatta diyorum ki hiç birinin düne kadar günahları burunlarından taşmıyordu. Hatta efendim, “Haccın ertesi günü içlerinden yarınından emin olarak tekrar günahkâr olan bir kişi bile yoktur.” diyorum. Hepsi iyi, hoş ama bu kılık kıyafete ne buyurulur. Büyük dededen kalmak yakası dört beş yamalı Şam hırkası mı dersin?

Bir arkadaşımızını haklı işaret ettiği gibi, II. Abdülhamid devrinden bozulma bir zabit ceketi mi dersin? Altmış sene önce, güvey iken yaptırdığı palaspareye dönmüş o pis entari mi, gecelik mi dersin?

Nereden dönüş böyle hacılar? Bozgundan mı? Hani temizlik imandan gelirdi hacılar? Bu ne pislik böyle?

Çok yazık, çok acı!…


Şardağ, R. (1953, Ekim 3). Günübirlik/Bu ne hal hacılar?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın