İki samimi arkadaşın münakaşası ortasındaydım. İkisi de ayrı partiden, ateşli ve partilerine bağlı kimselerdi.
– Adapazarı Şeker Fabrikası, teşebbüslerimizin sonu değildir. Bu gibi eserler devam edecek.
– Fakat fikir ve ilk tesis gayreti bizim partiye aittir.
– Ya dört hava meydanı?
– İyi güzel ama, biz de iktidarda olsaydık, demokrasi cilvesi, mürakabe (denetleme) korkusu ile bu tempoda çalışacaktık.
– Uzun vaktiniz vardı kuzum, ne diye uyudunuz?
– Uyuyup uyumadığımızı zaman gösterecek!
Araya giriyorum ve birine hitap ediyorum:
– Yahu, kardeşin sol ciğerinden rahatsızdı, nasıl oldu?
– Pek iyi değil Rüştü. Allah korusun.
– Öteki biraz susar gibi oluyor. Fakat bu sefer kardeşi verem olan partili lâfa karışıyor:
– Siyasetten gözümüz açılmıyor ki.. Şimdi biz siyasi mücadeleye atılmış, memleket davalarını ayrı bir zaviyeden ele almış bulunuyoruz.
Bu üç aziz arkadaştan tarafsız olan bir bendim. Fakat partili de olabilirdim ve partili olmak hiç bir zaman şeker fabrikasını paylaşamamayı, millete ait olması lâzım gelen eserler üzerinde polemik yapmayı icap ettirmezdi.
Bu, yapılan, siyasetin günlüğüdür. Günlük olan şeyde fikrin zerresi bulunmaz. Günlük sanat, günlük politika, günlük fikir.. Şu insani muhteşem eserlere ulaştıran büyük ızdırap yanında günlük kederin sıskalığı inkâr edilir mi?
Hani yumurtadan başka hiç bir şeyin günlüğünde hayır yok vesselâm!
Şardağ, R. (1953, Ekim 15). Günübirlik/Günlük. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

