Kasdettiğim şey, ne Harbiye’den beriye düşen semtin adı, ne bir maddenin bölüşülmesidir; ben evvelki gece Elhamra Sineması’nda Necdet Varol‘un kanunla yaptığı taksimi kastediyorum. Bir kaç defa yazmıştım; “Kanun” denilen alet, ehlinin elinde, konuşkan bir sazdır. Onu düne kadar, piyasaya hakim olan şöhretlerden, bu memleket, öyle şatafatlı ve hatta öyle cafcaflı ve şamatalı dinlemiştir ki, dün, Varol‘un derin bir sanat aşkı içinde yarattığı, Rast’tan Suzinâk’a geçen taksim, adeta dinleyicileri hayretle karışık bir taktir hissine götürmüştür. Hayret diyorum; zira taksim, sınırları belli bir makamın giriş, miyan ve karar safhaları içinde insan ruhunun ani doğan “spontané” zaptedilmez ilhamlarını, anarşiye sapmayan serazat nağmelerini, en taze, en yeni ve en saniyelik “instantané” lâhin buluşlarını tesbit eden bir musiki şeklidir.
Dehşetli bir isim yapmış olan Ahmet Yatman gibi bir kanunide ve öteki meşhur piyasa kanuncularında bulduğumuz bayat, beylik nağmelerin, evvelki gece sanatkâr Necdet Varol‘da hiç birine rastladık mı? Ötekiler, daha “tın” der demez dinleyici “Tamam, şu makamı açıyor” der. Varol, zengin bir seyir içinde telleri titrete titrete giderken bile, ana makamı keşfetmek imkânsızdır. Ötekiler, ezberden bir şarkıyı çalar gibi taksim yapar, daracık bir zemin içinde bocalarlar. Necdet Varol, çift elinden çıkan bir kaç sesle adeta çok sesli bir müziğe imkân vermiştir. Münir, yıllardan beri ilk defa vakur sesine uyan bir karuna yaslanmak bahtiyarlığını tatmıştır. Avrupa musikisine göre bizimkinin orijinal bir tarafını “taksim”in teşkil ettiği nasıl bir hakikatse, her “taksim” yapışta değişik, şahsiyetli ve orijinal kalanların parmakla gösterilecek kadar az olduğu da bir gerçektir. Varol‘u candan alkışlarım. Medhe alışmamış olan bu naçiz kalemin, onun kanunu övmede geç bile kaldığını söylemeyi vazife bilirim.
Şardağ, R. (1953, Kasım 14). Günübirlik/Elhamra’daki Taksim. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

