İstanbul’da bir gazetenin Moskova ve Kutuplar’a gönderdiği muharriri, henüz yazılarını neşretmeden kızılca kıyamettir koptu. “Bu sırada Moskova’nın müsbet, menfi reklâmı yapılmamalı!” sözü edilen yazıları neşreden gazetenin vatanseverliğinden şüphe edilemeyeceği için hücum hedefini bu yazıların mevsimsizliği teşkil etti. Komünizme karşı, bu menfur ve mel’un sisteme karşı sayıca en fazla fıkrası, makalesi intişar etmiş kimselerden olmama rağmen açılan kampanyayı biraz taassup kokusu içinde mütalâ ettiğimi saklayamam.
Ruslara karşı, bu millet, o kadar soğuktur ki o seri röportajların, Moskoflarla ilgili kısmı öyle sanıyorum hiç bir Türk’ü ilgilendirmeyecek ve Şimal memleketleri, o da çok iyi anlatıldığ taktirde, iltifata mazhar olurlar. Ahmet Mithat Emin üstadımızın, müsteşrikler kongresi dönüşü kaleme aldığı “Avrupa’da bir cevelan” adlı eserden sonra, Şimal memleketleri hakkında çok kitap yazılmış, hele Selim Sırrı üstadımızın tükenmez konferansları radyolarımızı yıllarca doldurmuştur. Asıl mesele bence şudur: Bu yazıları kim yazacak? Bu hatırat kimindir acaba? Nasılsa bunu öğrenememiştim. Edebiyatımızın en büyük romancısı, edibi diye ilân edilen zatı bir türlü tanıyamamıştım. Bu talihli halk kimbilir nasıl büyük bir sanatkârın fırçasıyla çok zaman sathi anlatılmış olan Şimal’in derinliğine nüfuz edecekti. Dün Elhamra Sineması’na gittim. Bu yazıları neşreden gazetenin muazzam reklâmlarıyla karşılaştım. Nihayet kalp çarpıntısı ve heyecandan nefesim kesilmiş bir hâlde meşhur edibin adını takip ettim. Bir de Esat Mahmut Karakurt‘u görmeyeyim mi? Ay, bu ismi ben tanıyorum. Bir zamanlar bir büyük Ankara gazetesinde altı sütunluk bir “Piyasa Romancıları” etüdünde ele aldığım bir Bozkurt vardı. Hani bu kadar meşhurluğuna rağmen edebiyat kitaplarına girememişti. Hani okuyucularım, ortaya atmıştım o yazıda: Kahramanlarını, “elleri arkasında gazete okuya okuya odada” dolaştırdığı için, “Çamların geniş yapraklarından” bahsettiği için. Bir akşam saat yedide başlayan bir macera, gecenin yarısını doldurduğu halde saati hani bir türlü yediden yukarı çıkmamıştı bu zatın. Hani, beş dakikalık yolu önce yayan, sonra fayton arabasıyla, daha sonra iki aşığı sarmaş dolaş ve uzun müddet yayan olarak tamamlatıyordu bu zat.
Edebiyatımızın en büyük romancısı..
Evet, bir de baktım ki okurlarım..
Şardağ, R. (1953, Kasım 18). Günübirlik/Bir de baktım ki. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

