Tuşlardan çıkan sesler; sanki salonda uçuşuyor, sanki kuşlar söyleşiyor, sanki bu büyük adam, görüyormuşcasına görmüyordu.
Rüştü Şardağ
Evvelki gece, İspanya’nın iki modern müzisyenini, biri büyük icrakârlığı, öteki piyano virtüozluğu ve aynı zamanda besteciliği ile meşhur olan iki sanatkârını Göktepe Salonu’nda büyük bir baht eseri olarak dinledik. Üç yaşından beri gözleri görmez olan piyanist Rodrigo ile gitarist Diaz Cano‘yı bize, Selâhaddin, ve temiz bir dille tanıttıktan sonra Rodrigo, zararsız bir Fransızca ile kendisini, arkadaşını ve okuyacağı eserleri tanıttı. En başta, sevgili kardeşim Göktepe gücenmezse eğer, küçük bir temennide bulunacağım. Fransızca tanıtmaları bize tercüme eden efendi tavırlı arkadaş, bu işte çok müşkülât çekti. Meselâ Fransızca, “jouer” oynamak, çalmak, icra etmek manâlarına geldiği halde, bu kelimeyi “size falan eseri oynayacak” şekilde tercüme etti. Zaman zaman etraftan yetişenlerin yardımları da eklene eklene tercüme işi oldu. Halbuki zaten Rodrigo her Fransız olmayanın bu dili konuştuğu gibi yavaş, sakin konuşuyor, iki küçük cümleyi müteakip duruyor, düşünme payı bırakıyordu. Fransızca’yı iyi bilmiş olması da mümkün olabilen mütercim arkadaşın, öyle sanıyorum ki sakılganlığı buna sebep olmuştur. Bir dahaki sefere daha hazırlıklı çıkılacağını ümit etmek çok değer verdiğimiz bu sanat salonu için hakkımız değil mi?
Sahneye icra için ilk gelen gitarist Cano, bu gece, hayatımın en büyük sürprizi ile karşılaştırdı beni. Doğudan gelip, İspanya yolu ile, başta İtalya olmak üzere bütün Avruya’yı saran, bu cidden zor çalınır olan çalgı, Ortaçağ’da moda olmuştu. İlk zamanlar dört telli çalınan gitar, romantik devir Avrupasının pek rağbet ettiği santimantal bir musiki aleti olmuştur. Hafif uçarı duygular, hercai arzular, geceleyin baş veren hüzünlü yalnızlık, uzak iklimlere duyulan özlem, hafif bir melâl karışmış olan aşk, sevdalılar arasında gizli kalan anlaşmalar için en emin bir sığınak olan gitarı, bu akşam bu harika genç, hiç bilmediğimiz bir teknikte, piyano ile tanbur arası bir nevicad saz şeklinde çalıyordu.
Hafif ve baştan başa hisli eserlerden seçilmiş olan programını büyük alkışlarla bitirip tekrar sahneye çıkarılan ve Arap dansı adı verilmiş, milli İspanyol lâhinleri ile dolu kompozisyonu da icra eden Cano’yu müteakip, Rodrigo görmez gözlerinin adalelerinde gizlenen sanat hassasiyeti ve ihtirası aşikâr olan son derece sempatik çehresiyle alkışlar arasında sahneye geldi. İspanyol müziğinin mazide olduğu gibi bugün de dünya çapında müzisyenler yetiştirdiğine şehadet için Rodrigo kâfi geldi bu gece. Eski bir kültür ve sanat diyarı olan İspanya, Flaman devrinden itibaren dolu eserler vermiş olan büyük kompozitörler idrak etmiştir. Mistik eser manasına gelen “Mes”ler, “Mote”ler ve din dışı şarkılar manasına gelen “Cantarcillos”lar, “Romans”lar, dans ritmini hatırlatan “Ballad”lar İspanya’da büyük gelişmeler kaydetmiştir. Meselâ Lavta’da üslûp yaratan adam XVI. asrın tanınmış İspanyol müzisyeni Lui Milon‘dur.
Joaguin Rodrigo, çağdaş İspanyol musikisinin en namdar icrakâr ve bestecisi olup üç yaşında kapanan gözlerinin acısını içine çekerek musiki çalışmalarında iki ilhamın ateşi ile iyice tavlanmıştır. Falla gibi (Fayya okumak lâzımdır) tanınmış bir İspanyol bestecisi ile arkadaşlığı ve Paris’te Musiki Öğretmen Okulu’nda hocası olan Fransız müzisyeni Paul Ducas‘ın en sevgili talebesi oluşu.
Tahsilini müteakip İspanya’ya dönen Rodrigo, orada irfan müesseselerinde musiki çevresinde ve publik nazarında kazandığı sevginin, bu gece bizzat delillerini, tuşlar üzerine döktüğü mahir fırçası ile gösterdi. Fırça dedim, yadırgamayın okurlarım zira o daha piyanosunun başına küheylân gibi geçer geçmez kalp heyecanı, iştiyak, tahassür ve isyan dediğimiz İspanyol müziğinin milli karateri kendini gösterdi. Fakat bu milli karakter kadrosu içinde o, müthiş tasvir kuvvetini saklamadı.
Daha ilk dansın ve Valencia dansının ritmleri, tuval üzerine düşen pırıltılı renk cümbüşü gibi bir şeydi. “Caleseras” adını vermiş olduğu ve ötekiler gibi kendi eseri olan üçüncü dansta şetaret ve sevinç şıkırtılarını kudretle duyurdu. Bu dansla beraber icrakârlığının kuvveti de kendini gösteriyordu. Tuşlardan çıkan sesler sanki salonda uçuşuyor, sanki kuşlar söyleşiyor, sanki bu büyük adam, görüyormuşcasına görmüyordu.
Dördüncü eseri vefanın ve kendisine çok şey borçlanılmış muhterem bir ölünün, hocası Ducas’ın ölümü üzerine yine tarafından bestelenmişti. Daha kompozisyona girerken, ağzı mühürlü, bir gönül feryadı salonu ruhi bir hüznün ummanına bıraktı. Bas perdelerde gezinen parmaklar, bizim hiç de yabancısı olmadığımız şeylerdi; hicranı, vefayı, kederi ne güzel anlattı. Hele kreşendolara yükselmeden evvel, melodilerin adeta “neden, neden , neden öldün?” der gibi soruşu, daha sonra o esrar dolu kreşendoların taşıdığı elem yükü, daha daha sonra o perişan rücuların büyük Hamid‘in makberini bile hatırladık.
Her eserinde tabiatın derin intibaları, eşyalardan, canlılardan ve insan ruhundan gelen akisleri biraz daha tasviri içine aldığı hissettiren intibacılığı, hususiyle son eserinde, kümes hayvanlarının sabah keyfini dile getiren eserde bütün ihtişamı ile belirdi.
Modern sanat taraftarları resme ve şiire deformasyonu getirmişler, fakat musikiye ancak intibacılık ve tasvircilikle sokulabilmişlerdir.
İspanyol sanatındaki pastoral renk ve orijinalite dediğimiz “bambaşkacılık” bu görüşle bağdaşabilirdi.
Bunu musiki sanatını sırf bir maharat ve cambazlığa düşürmeden icra edebilmek ve hatta yaratabilmek, dün gece öğrendik ki, Rodrigo’ya nasip olmuştur.
Salonun derin uğultular içinde şevkini belirten alkış ve heyecanınıa dayanamayan Rodrigo, gitarist arkadaşı ile müşterek bir eser çalacağını söyledi. Modern manada bir konçerto formunu andıran bu eser, ne kadar bize yakındı, her şeyden evvel ne kadar aşinası olduğumuz bir diyardan haber taşımaktaydı.
Birinin alıp birini bıraktığı bu nağmeler, semai kahvelerindeki aşık yarışmalarına ne kadar benzemedeydi. İspanya, bu eserde milli rengini insaniyetin rengi ile bağdaştırmıştı sanri. Selâhaddin Göktepe adındaki bu mümtaz arkadaşı ne kadar övsek azdır. O bize neler kazandırmıyor ki..
Şardağ, R. (1953, Kasım 21). Rodrigo ve Diaz Cano’nun Göktepe’lerdeki konseri. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

