Eğer onlar, yalnız Hazret-i Muhammed’in nur ile çizdiği bir ışık-gölge olsalardı, yüce Peygamberimizin gurubundan bu yana, İspanya’da Emeviler, Bağdat’ta Abbasiler devri medeniyetini dünyanın başına tacetmezlerdi.
Musiki fasıllarını Mu’tasım devrinde; oyuncak, saat, küçük el sanatları ve adaleti Harun Reşid zamanında, medeniyetin her çeşitini Emeviler sülâlesinin hükmettiği günlerde batıya taşıyan Arapların bugün içine düştükleri kararsızlık, şaşkınlık ve zavallılığa üzülmemek elde mi? Beyrut’ta hıristiyanların üstünlüğünü kabul etmişler; Filistin’de süratle gelişen bir Musevi devletinin korkunç kâbusu altında kalmışlar; Ürdün’de, sırtını İngiliz’lere dayamış gözü pek bir çocuğun buyruğu altında oyuncak olmuşlardır. Irak’taki durum ise daha kötüdür. Nasser’Den kurtulmak isteyen Abbasilerin torunları Rus oltasına takılmışlar, büyük bir kahırla akibetlerini düşünen Arap asıllı kardeşlerimizin kaderine matem tutmaya başlamışlardır.
Neden böyle? Bu devletten hayır mı kalmamıştır? Milletlerin mayası değişmedikçe, çöküntüler geçici olur gerçi. Fakat eski Yunan ve eski Lâtin devletlerinin yaşadıkları temsil ettikleri medeniyetten eser kalmadığı gibi, ne malûm, eski Arap’tan da ortada şu acıklı manzaradan başka ümit ışığı kalmadığı? Kâbe duvarını cahiliye devrinde süsleyen muallakat-ı seb’a içinde Ömer el Kays‘ın şu hizmet fışkıran mısraları, yoksa, bugün akla gelerek mi yer almış bulunmaktadır. “Ya Halili” diye başlayan o iki mısra, şöyle devam eder: “Ey dost, güneş gibi doğmuştuk. Nasıl olsa batacağız. Bari, batışımız da doğuşumuz gibi, biraz ihtişamlı olsun!”
Omr el Kays’ın torunları için yeni bir ihtişam günü doğacak mı dersiniz?
Şardağ, R. (1958, Aralık 23). Günübirlik/Arap’lar. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

