Türkiye’de Sosyalist Partisi

Şu Bölükbaşı denen şahsı inanın, severim. Türkiye’de matematik felsefesi yapmış olan üç kişiden birisidir. Ucu korkunç denecek kadar sivri bir zekâsı olduğuna da inanıyorum. Hatta düne kadar ona ülkücü bir insan demekte, herkes kızarken, kendisini içten içe sevmekte devam ettim; ama dünden beri… Dünden beri iş değişti. Bölükbaşı ve arkadaşları Sosyalist Partisi kuruyorlar. Dünyada siyahla beyazın birleşmesi mümkündür de, dostum Bölükbaşı ile sosyalizmin yanyana gelmesi mümkün değildir. Bir defa bu parti kurulduğu günden biri geleneği, dini savunmuş ve toplumda gelenekçi bir parti görüntüsü uyandırmıştır. Dünyanın her yerinde muhafazakar partiler teşkili mümkündür ve bunun karar da tabii bir şey olamaz. Gel gelelim, eski Millet Partisi bu gelenekçi vasfılarına ek olarak şimdi bir de Köylü Partisi sıfatına bürünmüştür. Köylünün hele bizde mülkiyete ne kadar bağlı bulunduğu bir gerçektir. Önce millet, sonra Cumhuriyetçi Millet Partisi; daha sonra Türkiye Cumhuriyetçi Köylü Partisi; en sonra da Türkiye Sosyalist Köylü Partisi. 

Osman Bölükbaşı’yı 1945 yılından beri, hem de siyasi mücadele ve demokrasi kavgalarının ilk günlerinde itibaren tanırım. O’nun bu dört ayrı hedef arasında mania atlayan süvari gibi zıplar ve zikzakları dolaşır görmek bana tabii geliyor. Zira Hacı Bektaş-ı Veli soyunun özsuyunu da ruhunda taşıyan Bölükbaşı, işte bu zikzakların adamıdır. Üstün ve yuvasında bir türlü tek durmayan haşarı zekâsı için, bu gibi tezahürler içinde ışımak kadar şaşılmaz bir olay olamaz. Ancak Türkiye’de Sosyalizm’in ne olduğu hakkında kesin bir inanca büyük halk kümeleri gibi, aydınlarımızın pek çoğu da sahip değildir. Bir kısmımıza göre Sosyalizm aşırı solculuk olan Komünizm’in tıpkısı veya biraz “muhaffefi”dir. “Ben Sosyalistim” diyene vatandaş hiç de iyi gözle bakmaz. 

Bir kısmımıza göre ise, Sosyalist olmak, halkçılık, haklılık ve adalet taraftarlığından ibarettir. Hemen gerçekleşmesinde de fayda vardır. 

Gerçek ise şudur: Sosyalist olmak için Karl Marx adındaki Yahudi Peygambere inanmak şarttır. Büyük sanayi başta, bir çok sanayinin devletleşmesi şarttır. Bunun gibi, Marksizmin, dini red eden tezini benimseyerek Allah’ı kabul etmemek; toplumda sadece ezen ve ezilen iki sınıfın (patron-işçi) varlığını tanıyıp orta tabakanın bir vatanda, kaleden farksız olan sağlam duvarını reddetmek; namuslu ve iyi kalpli patronla ahlâksız bir işçi olabileceğine, gözle görülse dahi inanmamak yine Sosyalizm’in şaşmaz prensiplerindendir. Avrupa’da son çeyrek yüzyılda başgösteren grevler de, Sosyalistlerin Komünistlerle birlikte hareket ettiği, Fransa Sosyalist Partisi sabık şefi Leon Blum’ün “ikbalde, idbarda da Komünistlerle beraber” diye nutuk çektiği unutulmamıştır. Yalnız, yirmibeş sene öncelerinden bu yana, kurulan bazı “Hıristiyan Sosyalist” partileri de var ki, bunlar icraatta Sosyalist, dinde İsa’ya dayanırlar, Sosyalizm’in Hazret-i İsa’da ulunduğunukabul edip, Yahudiciliğe bir sed koymaya gayret ederler. 

Sosyalistleri Komünistlerden ayıran iki önemli fark şudur: 

1. Sosyalist toplumunu kurma işine serbest seçimle, demokratik yollarla gitmek. 

2. Artık Rusya’ya inanmamak ve bu vahşet nizamının yürütücülerinden direktif almamak

Sayın Tahsin Demiray‘la Bölükbaşı dostumun ne çeşit bir Sosyalist Partisi icat ettiklerini bilmiyorum. Belki bu, köylüye, mülkiyete, Atatürk devrimlerine grev aleyhtarlığına, dine, geleneğe dayanan nev’i şahsına münhasır bir Sosyalizm’dir. Bakalım cilveleri ne çeşit olacak. 


Şardağ, R. (1959, Ocak 13). Türkiyede Sosyalist Partisi. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın