Türkiye’de gerçekten Sosyalist bir parti tutunur mu?

Dünkü yazımızın mürekkebi kurumadan eski arkadaşım Osman Bölükbaşı‘nın Sosyalist olmaya karar veren partisinde bir tedirgin oluştur başladı. Kendisinin, Sosyalist değil, sol eğilimlerinin en hafifine bile kayamayacak bir mizaçta olmasına rağmen siyasi bir kriz sırasında, Sosyalizm’e kayamayacak mensuplarını iyicene ürkütmüş olmalı ki, çil yavrusu gibi kaçan kaçana. Beş gün beklendikten sonra ancak dün yalanlanan Sosyalistlik haberi, zihinlerdeki bulanıklığı kolay kolay dağıtacağa benzemiyor. Zira bu haraphanenin son sakinleri de ayrılış hazırlıkları içinde valizlerini yerleştirmekle meşgul görünüyorlar. Söz açılmışken, bir kere daha siyasilerimiz anlamalı isterim, Türkiye’de ne Komünizm, ne de Karl Marx damgalı ve kaynaklı Sosyalizm barınamaz.

Bizim elin asıl çocukları, yüzde doksanı teşkil eden köylülerdir. Çorak bir toprak parçasına mistik bir bağlanışla yapışan bu büyük mülk sarhoşlarını mülkiyeti ağır veya hafif çapta reddeden bir iktisat dinine inandırmak tarihin akışını tersine çevirmekten daha zordur. Ya Allah’ımız? Arab’ın radyosu günde üç öğün, namazı terkettiğimizden, din yolunda sapıttığımızdan bahsededursun ve içeride, dindar bildiğimiz, ruhu kötü, dıştan görünme dincilerimiz, bize vücudumuzu yakacak ateşlerin cinsini sayadursun, Türk yalın bir gönülle Allah dendiği anda ve yerde, ürperişlerin en hazini ile titremektedir.

Dini ve Allah’a inanmayı afyon çekip uyuşmaya benzeten bir sistem, bu ülkenin insanlarında nefretten başka bir şey uyandırmaz. İtidalli bir Komünizm’den ayrı yanı bulunmayan Sosyalizm’in, gayeye, demokratik yollarla varmak istemesi ise, mayasındaki ekşiliği ortadan kaldıramayacaktır. Türkiye’de işçinin ardında koskoca bir çalışma bakanlığı ve haklarının gerisinde de hakemler, kanunlar, yüksek hakem kurulları mevcuttur.

Toplumsal adalete, tarihleri boyunca soylarından ve dinlerinde gelen bir inançla bağlı bulunan Türklerin iyilik, hayır ve şefkat kurumlarının sağlamlaştırarak, gerektikçe yeni kanunlarla siyasal ve iktisat yapılarını pekiştirmeleri, onlara yetecektir. Bizde aşırı veya Sosyalist solculuğun sızabildiği iki vasat mevcuttur ki, bunu bilmede fayda vardır. Bunlardan biri, enternasyonel Komünist Kongresi’nin birinci dünya savaşından sonra yaptığı toplantıda alınan kara, bilerek veya bilmeyerek uymaktır. “Hiç olmazsa alışılmış zevkleri, yürürlükteki sanat akımlarını ve her çeşit gelenek ve kutsal inançları yıkınız!” İşte bundan sonradır ki bir takım tepe aşağı gelmiş, fıtığı patlamış mısraları, tıknefes olmuş köstebek gravürlerini şiir ve resim diye bize de yutturdular. Hâlâ “Marko Paşa” mizahının, aşağılığı bile gözlerimizde yükseltmiş olan pisten daha pis tarzı, bir takım dergilerimize yestehlemekte* devam ediyor. 

Bizde her sene, bir avuç insanın Komünist sanığı olarak tevkif edildiğini okursunuz. Bunlar çok şükür, kendimi bildim bileli, isimlerini bellemiş olduğum bir kaç sapıktan ve bazı eklerinden ibarettir. Tek faaliyet alanları da, halâlarla** benzeri yerlere, Komünist liderlerin, büyük bir mahal isabetiyle nutuklarını kazımaktır. 

Türkiye’de bütün kapılar Karl Marx‘ın rejimine kapalıdır.

———-

*Büyük tuvalet yapmak.
**Âlemin dışındaki, içinde hiçbir şey olmadığı kabul edilen boşluk.


Şardağ, R. (1959, Ocak 15). Türkiye’de gerçekten sosyalist bir parti tutunur mu?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın