Dün gece seni duydum içimde. Yumuşak bir baba eli gibi kalbimde gezinen sesin derinden uğulduyordu: “İnanmayın dinde reform taraftarlarına. İnanmayın bu dini size anlatan zamanınızın büyüklü-küçüklü birçok din adamlarına. Kur’an’ı harf harf söküp, anlamını bilemeyen devrin yobazı ile din yobazı arasında ayrım yoktur. Yavaş yavaş bana nüfuz edin. Beni Türkçe’ye çevirin. Okumak için Kur’an Arapça’sını, anlamak için öz dilinizi tercih edin!”
Muhammed, Yüce Peygamberimiz o rahim sesiyle devam ediyordu: “Onlar atonda, bizler uykudayız” diye geriliğimizin sebebini İslâm dininde arayan yanlış düşünceli aydınlara duyurmak isterim: İspanya önlerine kadar giderek batılıları medeniyetçe uykudan uyardığımız zamanlar Müslim değil miydik? XVI. yüzyıla kadar Avrupa’yı medeniyetçe eğitirken, Türkler İslâm bayrağını da önde taşımıyorlar mıydı?
-Kâfirler, dedim göklere tırmanan bir ilim gayreti içinde iken..
Sözümü kesti:
-Kim bu kâfirler? Hazret-i İsa’ya inanan Meryem’e bağlananlar mı? Yani benim, Tanrının nur rahmeti altında size naklettiğim göksel kitapta da ihtiram yerini alan o aziz varlıklara el bağlayanlar ve sizin gibi Allah’a inananlar mı? Aman, bir daha konuşma böyle. Kâfir, Allah’ı tanımayandır. Ben İsa’ya ve Musa’ya yakın olanlara da yakınım. Ama İncil’i karıştıranlara, ortaya sanem (put) çıkaranlara değil.
Hem niçin ilimde gerisiniz? “Gözlerini göklere kaldır. Allah’ın yarattığı hiç bir şeyde noksanlık göremezsin!” diye haber ileten ben değil miyim? Öğrenin, anlayın ki hiçliğiniz belirsin.
-Bazı hocalar diyorum, “Allah şunu yapanları bağışlamaz” diye, Sevgili Muhammed’in, senin yapmadığın, söylemediğin şeyi yapıyor, bizi korkutuyorlar, doğru mu? Annelerin en mutlusu olan Emine Hatun’un seni dünyaya getirmek üzere gelin olduğu bu gecenin hatırı için, cevaplamaz mısın?
-İslâm dininde en çok geçen söz “Gafûrurrahîm” sözüdür. Allah adına, ben de dahil, hiç kimse, Cennet ve Cehennem kapısının önüne dikilemez. Aforozsuz bir din getirdik size. Bu tefrika nicedir?
Titredim. Sabahın, henüz şafaktan önceki saatlerinde onun gül yüzünü öpesim, ümit verici, mubarek sözlerini sevesim geliyor. Başım secdede, “Ya Rab” diyorum, “Bu Muhammed ne ulu peygamberindir!” Gülümsüyor. Cesaret alıyorum.
-Tefrika var aramızda, doğru mu?
-Hakikat uğrunda düşünsel çaba ve fikir tartışmaları helâl size. Ama tefrika, İslâm’a haram edildi.
-Camii’de konuşuyoruz. Birbirimizi selâmlıyoruz. İmam efendiler, mimberden kitap propagandası yapıyor; doğru mu?
-Nerdesiniz, Allah’ın evinde, değil mi? Bir konferans anında kendi aranızda, başka telden konuşmanız bile ayıptır. Hiçleşeceğiniz, pişmanlık içinde ağlayacağınız mabetlerde, Allah’ın sıcak neflerine yakınlaştığınız bir sırada, size kitap tavsiye eden hocalar, cemaatin topunun birden günahını yüklenmişlerdir, haberleri ola!
-Ya Muhammed! Medeniyet hangi yolla gidelim?
-İlimle.
-Ya Muhammed! Kur’an’ı okurken neyi kılavuz edinelim?
-Aklı!
-Ya Muhammed, Şark’ta bir şeyh oğlunun ayağının suyunu içiyorlar; doğru mu?
-Ben duymamış olayım.
-Ya Muhammed! Masonluk nedir?
-Kur’an’ı bilmeyenlerin vaktini öldürmesi.
-Hazret-i Mevlânâ kimdir?
-Mevlevilikle ilgisi olmayan manevi varisim.
-Bize yarın için ne tavsiye edersin?
-Üç anahtar!
-Nedir onlar Yüce Peygamberim?
-1: Lâ ilâhe illallah-Muhammedün Resûlullah’ı eksik etmeyin dilimizden. 2: Kimsenin ettiğine karışmayın. 3: Kimsenin hakkı üzerinizde olmasın.
-Ya Muhammed! Bizleri affedecek misin?
-Risalet günümden beri, öldüğümden bu yana buna çalışıyorum. Mahşerde O’na böyle bir ferman uzatacağım.
-Şafak söküyor ey Muhammed’im, çalmadım, hak yemedim, iyilik ettim, kimsenin rızkında, hususi hayatında olmadım. Ama gene de yüzüm siyap, yalvarıyorum: Şardağ’ı bağışlatır mısın?
-Allah gafûrurrahîmdir; korkma Şardağ!
Şardağ, R. (1959, Ocak 16). Tam vakti Muhammet’le. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

