Radyomuzun mahrum olduğu hususlar

Dokuzdan yirmiye çıkan solistler – Kasabalı Ahmet Yardım kimdir? Üslûp lâzım – Peki sen niye yapamadın

Bizim küçük sevimli rodyomuz hakkında gün geçtikçe tenkit ve temennilerimizi çoğaltmaktayım. Devlete geçeli bir buçuk seneye yaklaşan radyomuzun, bugün bilhassa en büyük mahrumiyeti üzerinde duracağım. Benim zamanımda gösterilen, belki de biraz lüzumundan fazla titizlik dolayısıyla solist adedi sekizden dokuza çıkmamıştı. Emin Gündüz, Suzan Yaman, Güzide Çelebi, Güzin Ergün, Zehra Hoşkan, Güler Özgeçit, Kerim İleri, Kemal Mısırlı ve Fikret Karahan. Şimdi görüyorum ki, bir hamle yapan radyomuz yirmiden fazla solistimize mikrofonda yer vermiş bulunuyor. 

İyi, hoş ama, bu solistlerimiz tam manasıyla hocadan mahrum, daha çok kendi kendilerini yetiştirmek gibi bir bedbahtlığa mahkûmdurlar, işte bu biraz acı değil mi? Bu hükmü verirken şimdi radyoda ud, keman ve ney ile icra işini ifa eden kimselerin darılmayacağına eminim. Türk musikisinde hoca olmak, onlar da kabul ederler ki, bir ömür tüketme ve bir büyük kültür ve bilgi davasıdır. Ama şüphe yok ki kendilerinden okuyucu çocuklarımız çok faydalanmıştır. 

Mehmet Kasabalı

Meselâ içkili saz gazinolarında otuz senesini tüketen Mehmet Kasabalı‘yı çekip radyoya mal ederken elbette kendisine bir güven beslemiştim. Bu çelebi mizaçlı, mütevazı, hiç bir bilgiye sahip değilmiş gibi duran boynu bükük adam, fersude çantasına yerleştiremediklerini kafasına yerleştiren muhterem insan, zengin bir repertuvara sahiptir; musikimizin kıymetleriyle beraber geçmiş müşterek bir mazisi vardır ve İzmir radyosunda okunan şarkıların üçte ikisini çocuklara o öğretmiştir. 

Neyzen Ahmet

Neyzen Ahmet, kalender meşrebi ve biraz tasavvufi çeşnideki tavırlarıyla sevimli bir nısfiyecimiz ve oldukça iyi üfleyicimizdir. İzmir’de çok talebe yetiştirmiştir. İyi dümtek vurur. Bugün radyoda halâ mevcut olanlar içinde hocalığından faydalanılacak olanlar bu iki kişiden ibarettir. 

Kâfi mi?

Ama bunlar kâfi değildir. Nihayet bu iki sevimli icracı çocuklarımıza işin en iptidai tarafını belletmektedirler. Halbuki solist olacaklar için devrilecek bir dağ, bir üslûp kazanma meselesi vardır. 

Ritm denen dümtek usûllerini armoniye raptedecek hocalara, sese, kendi usûlünde bulunan cevheri meydana çıkararak bir mümtaziyet kazandıracak üslûp hocalarına ihtiyaç vardır. Bir batuta içine bir melodinin muhtevasını doldursanız, ister Hamparsum notası olsun, ister Batı musikisinin muvzu olan notası olsun, bu melodideki bestekârın kastettiği inceliği veremez. Düşünün ki bir solist hem bu notaların dışında kalan incelikleri kavrayacak, hem de kendinden esere bir ruh katacaktır. Nüans, duygu, armoni şahsiyet, bütün bunlar olmadan okunan şarkılar, malesef bizim İzmir Radyosu solistlerinden büyük bir kısmı ile, Ankara ve İstanbul’un iltimaslı okuyucalarında rastladığımız bu veche yavandır… Kâh olur, aynı kıymette ve portenin aynı çizgileri üzerinde duran notalara hafif bir sabah rüzgârı gibi giren solist, bakarsınız bir an gelir, zaman ve perde değişmeden, ruhunun bütün asi şikâyetlerin boşaltır. Üslûp meselesi! Bizim radyoyu bu bakımdan ehil bir müzik şefine tevdi edeceğimiz ve her biri ayrı kıymette bulunan yavrularımıza şahsiyet kazandıracağımız gün gelmeyecek mi?

Şimdi bana belki sorabilirsiniz: Sen ne diye yapmadın? Cevabı gayet kolay. Ben Ahmet Aksoy gibi yukarıda andığım iki müzisyenle beraber akortsuz soloya çıkılan, sokakta akort yapılan günlerden bugüne getirdim. Eminim ki bugünkü dirayetli müdürleri -ki sevgili bir kardeşimdir- onu çok daha ilerilere götürebilecektir. 


 Şardağ, R. (1953, Nisan 15). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Radyomuzun mahrum olduğu hususlar. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın