Radyomuzun muvaffak tarafı – Tali mi diyelim, talih mi? – Dinlenecek yegâne fasıl
Bugün radyomuz saat 15.00’de, yani açılırken, “Zeybekler Geçiyor”la programına başlıyor. Fakat bu saatin bir hususiyeti var: Eskişehir’den yeni gelen Yurt Türküleri idarecisi Mustafa Hoşsu ve arkadaşları tarafından icra edilecek. Mehmet Kasabalı da gayet nefis ve orijinal örnekleri bulunan Ege zeybeklerinden faydalandılar mı bilmiyorum, her halde bu, lüzumlu bir şeydir. Ama öyle tahmin ediyorum ki yeni gelen mütehassıs arkadaş Türkiye’nin diğer zeybek havalarını da katarak bir program hazırlamıştır. Ankara’da bulunduğum günlerde, bir tesadüfle Muzaffer Sarısözen bana Mustafa Hoşsu‘dan sitayişle bahsetmişti. Anadolu’nun bu temiz çocuğu, İzmir Yurt Türküleri idarecisi için bana: “Bilgili ve hafif bir çocuk” demiştir. Yanında İbrahim Karataş, Şerafettin Civelek gibi iki kabiliyetli gençle icra edecekleri bu zeybek havalarını zevkle dinleyeceğimizi umuyorum. Geldiği günden beri, Yurt Türküleri Korosu’ndaki keşmekeşi nizama soktuğunu gördüğümüz bu kabiliyetli çocuğu İzmir’e kazandırdığı için radyo müdürlüğünü cidden tebrik ederim.
Bugün Ankara Radyosu’nda saat 17.00’de okuyacak olan Bayram Aracı‘nın programında, İzmirli Zeki Duygulu‘nun, haniyse kucaktaki çocukların bile ezberlediği bir talihsizlik şarkısı var. Bu şarkının ilk mısraını biliyorsunuz: “Talihim olsaydı yarim olurdun” şeklindedir. Bunu Atakan plâğa talim diye okumuş, hemen herkes böyle okuyor. Gerçe eski Türkçe yazılışı “tali”dir. Sonu “i” ile değil “ayn” denen bir harfle biter. Ama İstanbul şivesinde en çok telâffuz edilen şekli “talih”dir. “Piyangonun talihlisi, talihsizi” gibi. Bugünkü havayı aksettiren güftelerde konuştuğumuz İstanbul diyaleğini esas almayınız. Dünkü havayı aksettiren metinlerde ise dünkü şiveye, arkaik şiveye uymak daha yerinde olur. Mamafih İstanbul şivesinde “talihsiz” diyen de var. İstanbul’un bir kaç semti de ayrı diyaleğe sahiptir. Hangisi doğru? Bir mesele. Bu gibi ahvalde her iki şekli de kabul etmekten başka çare yok.
Bu akşam Ankara Radyosu’nun faslını dinleyiniz. Hoş, zaten Ankara’nın bütün solistik fecaatine mukabil her akşam yegâne zevkle dinlenen tarafı fasıl musikisidir. Mükemmel bir ses imtizacı hançereden gürül gürül akan nağme çağlayanlarıyla o düzenli sazla bu fasıl, ceddin örnek ve emsali bulunmayan bir fasıl oluyor. Bu akşam 19.20 seanslarındaki programlarında Suzidil makamından eserler okunacak. Bilhassa Fahri Kopuz‘un Ağır Aksak usûlünde güzel bir eseri var ki güftesini manâsıyla birlikte yazalım:
“Tıfl-ı nakâmın acınmaz nale vü feryadına
Hasta-i hülya perestin kim gelir imdadına
Zerreler şayan değildir afitabım yadına
Hep bütün kendi sebeptir kendinin berbadına”
Manâsı
Henüz muradı olmayan bir çocuğun inilti ve feryatına kim gelir ki! Netekim hülyaya tutkun bir hastanın imdadına da kimse koşmaz. O, bir güneşe tutulmuş zerredir. Zerreyi güneş hatırlar mı hiç? Ah! Kendinin böyle perişan olmasına yine kendisi sebeptir onun!
Şardağ, R. (1953, Nisan 17). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Tahsin Karakuş’un gönül yakan bir şarkısı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

