Ses iktisadı nedir? – Bangır bangır bağıran Ermeni vatandaş keçi gibi ne bağırıyorsun?
Radyolarımızda Türk musikisini sesle ve sazla icra edenlerin sık sık kendilerini kurtaramadıkları en tehlikeli cihet mikrofonsuz devirlerden kalma bağırma illetine tutulmalarıdır. Bizim Türk musikisinin kendine mahsus bir takım vasıfıları yanında “yavaş”lığı en başta gelir. Alaturka denilen musikinin bu hali bir kısım kimselerde onun muayyen oktavlar içinde kaldığı, pek ve tiz gelişmelerine sahne olamayacağı zannını uyandırıyor. Bu yanlıştır. Bizim musikimizde Münir Nurettin Selçuk başta olmak üzere, Safiye Ayla, Sabite Tur gibi kıymetlerin de ıspat ettiği gibi bütün ses oktavları üstünde istenildiği gibi parende atmak mümkündür. O şartla ki: Melodilerimiz hırpalanmasın, lâhinler örselenmesin, bunun için de dikkat edeceğimiz husus ses iktisadına kendimizi alıştırabilmektir. Ses istisadı nedir? Bunu ilmi olarak değil, ancak pratik bir şekilde izah edebiliriz. Meseleyi “a” harfi ile anlatalım:
“A” harfi faraza sese verdiğimiz takati ifade etsin ve meselâ büyük yazıldıkça takatin yükselişini, küçük harf ile yazıldıkça takatin azaldığını anlatsın. Şimdi farzedelim ki sanatkâr, aşağı oktavlarda ve takatçe “A” dadır. Üst perdelere yükselmek icap ettiği zaman sesinden iktisat ederek soluğunu öyle bir ayarlar ki hem en üst perdeye çıkmış, hem de sesinin takatini “a”ya düşürmüştür. Bir takım solistlerimizin üst perdelere yükselirken bağırmaya hazırlandıklarını daha şimdiden hayalimde görür gibi oluyorum. Türk müziği yeni gürültüsü az, ifadesi zengin olmaktan çok derin, karakteri yavaş bir musikidir. Onun yukarı oktavlarında bağırmak bir zamanlar moda idi. Fakat o zamanlar mikrofon yoktu, radyo yoktu. Büyük şehirlerin açıkhava sahnelerinde yüksek tarrakalarla gökyüzüne sesi ulaştırmak yarışı yapılırdı ve bu makûldü de. Fakat bugün mikrofonun amansız bir düşmanı varsa o da bağırmaktır. Bundan kırk elli sene önce tanınmış bayan solistlerimizden biri Ermeni vatandaşımıza Mahmud Celâleddin Paşa merhumun, “Evlâdım seni dinledim, ama bir şey anlayamadım” demesine mukabil o solistin verdiği cevap komiktir: “Ka sağırsın, Paşam? Bangır, bangır bağırdım sa duymuyorsun.”
Birçoklarının yanlış olarak kalbî ses dediği şey, aslında ses iktisadıdır. Bunu mükemmel yapabilene bizim musikide yükselme imkânı daima mevcuttur. Tabii bunun için de sesi suni olarak kısmamak, zorlamamak, bir kadife yumuşaklığı ile perdelere sürünerek kaymak lâzımdır.
Sözlerime son verirken Ankara Radyosu’nun eski müdürlerinden dostum Vedat Nedim‘in bir hatırasını nakledeyim. Kendisini bir gün ziyaret ettiğimde gayet üzüntülü ve hattâ sinirliydi. Sebebini sordum ve öğrendim. Stüdyoya girmiş. Prova çalışmaları sırısında Türk musikisi solistlerinden bir hanıma -bağırmasıyla meşhurdur- “Kaç defa söylüyorum, keçi gibi ne bağırıyorsun?” diye hiddetle söylenmiş. Hanım kızımız da keçi olmayı kabul etmeyeceğini ıspat etmek üzere arkadaşlarından müdürleri aleyhinde şehadette bulunmalarını istemiş ve imza toplamaya başlamış. Ben işe karışmış ve meseleyi tatlıya bağlamıştım.
Şardağ, R. (1953, Nisan 20). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Musikimizde iktisat. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

