Radyolarımızda temsil

Personel kuvvetli – Eserler halâ kof – Meşhurlar sahnede yok – Sofrada ne varsa mideye mi indirelim? –  Kavuşurlarsa ne olur kavuşmazlarsa ne olur?

Radyolarımızda dinlediğimiz radyofonik temsillerde son bir kaç senedir dikkati çeken bazı gelişmeler olduğunu kaydetmeliyiz. Geçen yıllar içinde Ankara ve İstanbul radyolarının personel durumu gayet zayıftı. Daha ziyade amatör vasfını haiz kimselerin doldurduğu eşhas kadrosu tatmin edici olmaktan çok uzaktı. Bugün çok şükür, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun elemanları İstanbul Radyosu’nda Ankara Devlet Tiyatrosu’nun elemanları da Ankara Radyosu’nda gereken yerlerini almış bulunuyorlar. Ancak geçen yıllardan bu tarafa aksayan bir tarafımız aynen devam ediyor. O da eserlerin kofluğudur. 

Bir defa memleketin tanınmış kıymetlerini, meşhur tiyatro yazarlarını radyolarımızda göremiyoruz. Neden? Yeni bir devrin eşiğinde, onların da kısa az özlü yaparak, ekspres tiyatro eserleri kaleme almalarını beklemek hakkımız değil midir? Fakat onlar iştirak etmiyor diye radyoya ne varsa bütün abur cubur neşriyatı doldurmak doğru mu? Bu hareket, misafir yemiyor diye, tok karnına tatlı, tuzlu sofranın bütün bakiyesini mideye indirmeye kendimizi mecbur etmekten farksızdır. 

Radyofonik temsile karşı, tanınmış yazarların alâka duymaması aynı zaman da gönderilen eserleri esaslı bir tiyatro tekniğinin süzgecinden geçirmeyişiniz, bugünkü telif eser zafına sebep oluyor. 

Radyofonik eserlerin mevzularını hemen hemen bir kaç kategoride sıralayabiliriz: Köy davası gütmek, köylüye aksettirmeye çalışmak. “Her tiyotro eseri bir propagandadır” diyen Sarsey‘in görüşü halâ değerini kaybetmediği için köylümüzün meselelerini tiyatroya aksettirmek yerinde bir harekettir. Ama hangi mesele?

Ayşe, köyün bu masum kızı tutar da şehrin bir çocuğu ile mutlaka harman yerinde veya dere kenarında sevişir. Ya kavuşur, ya kavuşmazlar birbirlerini kavuşurlarsa, arada bir heyecan safhası geçer; bülbüllerin şakıdığı kırlarda geçen bir muaşaka (sevişme), sonra opera özentisi mahsulü olan, iyi seçilmemiş bir kaç türkü ve nihayet; onlar ermiş muradına. Bazen de kavuşamayacakları tutar. O zaman Anadolu’nun realist erkeği gibi, kaderi büyük tevekkülle karşılaması gereken kız, şehrin bazı dejenere kızlarında görülen isterik ağlama, hıçkırma nöbetleri içinde asap bozucu, feryatlarla evimizin huzurunu bozar. Milli eser, nasıl millet ve milliyet kelimelerini sıralamak değilse, köy davasını ele alan radyofonik temsil de dere kenarları, bahtiyar dakikalarda söylenen yürek yakıcı mayalar, özenti aşk sahneleri değildir. “Bir tiyatro eseri ne zaman güzeldir?” Bu soruya bundan on sene önce René Lalou‘nun verdiği cevap, radyofonik temsillerimiz için de halâ esas olmalıdır: 

“Bir tiyatro eseri, bize tiyatroda olduğumuzu unutturan eserdir.”


Şardağ, R. (1953, Nisan 22). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Radyolarımızda temsil. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın