Kültür fukaralarına fırsat vermemeli

“Gül” ve “Kül” meselesi – Bellettiklerimiz de oldu ama… – Kötü kötü ağlayan güfteler Asıl neye hayıflanıyoruz

Bugüne, tekrar İzmirimizin radyosuna dönelim. Son günlerde bazı hususlarda onun çalışkan müdürünü tenzih ederek yaptığımız bazı işaretleri mütekaip, türlü imzalar arkasına siper alan ve baltalayıcı neşriyat yapan kimseler gördük. Onların menfi tavırlarını ve hesabını boşa çıkartmak için, Basın Yayın’ın dikkatini çekmek üzere yapmakta olduğumuz temennileri şimdilik bir tarafa bıraktık. 

Bugün, radyolarınızı İzmir üzerine çevirirseniz birbirinden ayrı çeşnide üç güzel sesle karşılaşacaksınız. Bunlardan biri Suzan Yaman, diğeri de İsmet Yazar‘dır. Çelebi‘nin okuyacağı şarkılar arasında bulunun Lemi Bey‘in güzel bir eserini hususiyetle tavsiye ederim. Belki güftesinin ilk mısraındaki “gülden” kelimesinin “külden” olması bir kısmınızı şaşırtabilir. Fakat güfte sahibini yakından tanıdığımız için aslının böyle olduğunu iyi biliyoruz. Bu noktayı İzmir Radyosu’nda misafir olarak okuyan bir çok tanınmış solistlerimize bellettiğimiz halde dönüşlerinde baktım ki yine “külden” değil, “gülden” okudular. Yalnız Münir işi kavradı, manânın asıl, “külden” olunca tamamlandığını anladı ve Elhamra’da verdiği konserde bunu halk huzurunda tashih etti. 

Sözleri şudur:

“Bir gül çıkarırdım sana kalbimdeki külden
Bir gün beni sevseydin eğer sen de gönülden
Mecnûn gibi “Leylâ” diyerek yanmaz idim ben
Bir gün beni sevseydin eğer sen de gönülden”

Yine bugün, 19.45’te okuyacak olan İsmet Yazar‘ın programında Sadi Hoşses‘in bestelemiş olduğu Hüzzam şarkı var: 

“Ne dökmek istesem yaş var ne çeşmanımda fer kaldı
Bu sevdadan bana bitmez, tükenmez bir keder kaldı” 

diye devam eder. Bu güftelerden kurtulduğumuz günü Allah bize ne zaman gösterecek bilmem ki!..

Bizim üç yüz yıl evvelki dehamız Hafız Post‘ta bile böyle pis pis ağlamak hissini telkin eden, daha doğrusu kendi ağlayan ne güfte, ne de beste vardır. 

Düşünün 300 sene önceki ölmez Rast yürük semaisini: “O oynak sevgili, meclisimize gelse de zarar yok, bizi bilmezlikten gelen bir naz ve cilve eseri gösterse de…”

“Gelse o şûh meclise, naz ü tegafül eylese”
Bir de bugünkü kötü kötü ağlamaları kıyas edin. 

Haysiyetli bestekârlar, kaliteli şiirleri bestelemeye ve bize sevdirmeye kalksalar, işin aslı değişecek ama o günü ne zaman göreceğiz? Bir şey değil, musikimizin cahili olan bir takım kültür fukaraları çıkıyor, bu sözlere bakarak: “İşte Türk musikisi” diye ortada lâf dolaştırıyor, buna hayıflanıyoruz.


Şardağ, R. (1953, Nisan 26). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Kültür fıkaralarına fırsat vermemeli. Ege Ekspres Gazetesi, s. 6.   


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın