Radyoda dinleyemediklerimiz ve fuzuli dinlediklerimiz

Türkiye radyolarında, memleketimizin en gözde kıymetlerini, bir daha kolay kolay eşi yetişmeyecek olan sanatkârlarını dinlemek ve bulmak hakkımız değil mi? Hal böyle iken her üç radyoda bir çok değerlerden bizler mahrum bulunuyoruz. Meselâ İstanbul’da oturduğu halde Münir Nurettin Selçuk’u bu radyo programlarında senede bir defa olsun dinlemek mümkün değil. Neden?

Münir bana bir gün demişti ki, maddi mesele diye benim namıma uydurulan şeyin aslı yoktur. O halde Ankara’da niye okuyorum. İzmir’de neden okudum. Sanatkâr olarak bir takım endişelerimin dikkate alınması lazımdı. Bizler için maddeden çok manevî alâka lazım. Evet ben bir misal olsun diye Avrupalı sanatkârlara verilen binlerce lira ile bana verileni acı acı kıyas ettim. Ama bunda da haksız mıyım? Neden bu aşağılık duygusu? Sanatta Türk ve Batı sanatı olsun kalite esas değil mi? Kanunlarımız ona göre değiştirilmelidir. Bırakın beni meselâ bir Cemâl Reşit Bey konser verir. Aldığını söylemeye sıkılırım. Bir Prihoda konser verir, binlerce lira alır. Bana acı gelen para değil, bu fark dolayısıyla beliren zihniyettir.

Yine sevgili okuyucularım, İstanbul Radyosu’ndan Zehra Bilir‘i dinleyemiyoruz. Çok aziz dostun olan kıymetli Mesut Cemil için en büyük bir noksanlık olmuştur bu karar. Gerçi Zehra Bilir‘e bir takım şart şurt koşulmuştur. Ama bunlar, hissi bir kararı örten zahirî hareketlerdir. 

Düşünün 15 seneye yakın bir zamandan beri, bir kabiliyetli kadınımız Anadolu’ya çıkıyor, bağrı yanık Anadolu’nun acılarını terennüm eden türkülerini derliyor. Bu arada halkımızın ona gelene kadar bilinmeyen şen ve şakrak nağmelerini de terennüm ediyor. Yine düşünün ki bunları su gibi bildiği nota kuvvetine dayanarak okuyor. Herkesi açtığı çığırda sürüklüyor. 

Bir de şunu düşünün ki, sade söz ve nağme halkın değil o ses de halkın, mahallî çevrelerin öz sesidir. 

Şimdi gelin hesap edin, ondan mahrumiyet az acı mıdır?

Bizim İzmir Radyosu’nda klâsik musikide derin bir vukuf sahibi olan Ahmet Aksoy‘a yer verilmez veya gücendirilir, bu da hazin bir tecelli değil mi?

Öteyandan bu şehirde Meliha Cansın adında iyi vasıfta kemençe çalan bir hanımefendi vardır. Fakat onu radyoya bir sene uğraştıktan sonra tam getirebileceğim sırada bu muvakkat işi bırakmıştım. Şimdi benim yarıda kalan davet gayretimi yeni müdürün desteklemesini temenni ederim. 

Buna mukabil, aziz dinleyenlerin, radyolarımızda hiç dinlemek istemediğiniz fuzuli kimseler yok mu? Ya bunlar kim? Yarin zülfüne dokunur diye şimdilik haydi susalım!


Şardağ, R. (1953, Mayıs 1). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Radyoda dinleyemediklerimiz ve fuzuli dinlediklerimiz. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın