Asıl içtiğimiz – Nağmelerde seyahat – Fuat Edip’in güfteleri
Okuyucularımız şehrimizde üç gündür konserlerine devam eden tanınmış besteci Selâhattin Pınar‘ı bazılarının hoşlandığı, bazılarının tatsız bulduğu otto-şanları içinde dinliyorlar. Gerçekten onun, mestiliği ezmiş ve içine biraz da çifte kavrulmuş bir elem doldurmuş olan sesi, bir kısım dinleyiciler için soğuk karşılanırken, fakat bazı okuyucular da bu okuyuşa en cazip ve en namdar ses olarak bakmaktadırlar. Hakikat bizce odur ki: Her bestekâra ait olan gibi manalı olması gereken ses, onda bütün pürüzlere rağmen dozu çok yüksek bir kalp ateşi taşıyor.
Ama Pınar’dan asıl içtiğimiz besteleridir. İlk bestelerini bile bugün aynı sevgi ve duyarlıkla ruhumuza yakın bulduğumuz Selâhattin Pınar‘ın gitgide katettiği tekâmül merhaleleri malûm olmakla beraber başlangıç senelerinden beri kendisini herkesten ayıran ve eserlerini bıkıp usanılmaz hale getiren amiller nelerdir?
Bir defa Selâhattin, Türkiye’de besteci için güzel sözleri seçmesini bilen birkaç insanın hemen başında gelmektedir. Son, “Söylemek istesem” adlı Rast eseri hariç, (zira bu eserde hikâye mazili bir fiiile bir müzarî yan yana getirmiştir. Yazsaydım derdimin ben bir tekini – Ciltlere sığmayan bir kitap olur gibi) hiçbir eserinde bayağı sözlere iltifat etmemiştir.
Büyük bestekârlığının ikinci amili musikimizin klâsik, romantik ve modern kollarına ait bütün çeşitlerinden emebildiği kadar emmesidir. Onda kararlarda klâsik mektebin vekarı, giriş batutasını müteakip birdenbire, melodik kompozisyonunu adeta uvertürünü veren tamamen serazat, romantik bir açılış, sonra modern nağmelerimizden, kendi pınarından beslenerek imâl ettiği en sihirkâr melodiler ve en nihayet bir neticeyi çok zaman, mağlup olmuş güzellikler, duygular, aşklar karşısında, bütün silâhlarını indirmiş olan bir neticeyi tasvir eden klâsik çeşnide bir karar.
Onun sanatının bu dış çerçevesini iyi tanıyanlar ruh yapısını da artık öğrenmişlerdir. Değerli besteci, sizi daima bilmediğiniz fakat merak ve cezbe içinde sürüklendiğiniz lâhinler ülkesine doğru çeker, götürür. İlk defa biraz yorularak yaptığımız bu seyahati, sonraları daima hatırlar ve katedeceğiniz mesafe maddi olmadığı, bir bestenin muayyen çerçevesi olduğu için bahtiyarlıkla, tekrar edersiniz.
Onun sanatına derin bir gelişme imkânı hazırlayan amillerin en sonuncusu kardeşim Fuat‘ın şiirleridir. Bir bahar akşamı, dile düştüm, nedendir gibi şiirler, güfte tarihimizin ananevi havasından getirdiği hafif renk ve pırıltılara mukabil, daha ziyade bir kompozisyonu, bir vahdete sahip olmanın yeniliğini ihtiva ediyorlar. İlk defa bir bestekârdır ki, “Bir bahar akşamı”nı ananevi şarkı güftelerinin dışında kalan “yandım”lı “öldüm”lü güfte yerine, basbayağı eti, kemiği yerinde, bütün uzuvları tamam bir şiiri bestelemiştir. Ah ne olurdu, Selâhattin Garbı iyi bilse, onun senfonik abidelerinden gerek şekil, gerek ruh bakımından biraz faydalanabilseydi!…
Şardağ, R. (1953, Mayıs 13). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Çifte kavrulmuş bir elem bestekârı: Salâhattin Pınar. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

