İstanbul Valisi solda sıfır kalır – Hizmet zekâsı – Mesut Cemil’in söylemek istediği hakikat
13 Mayıs Çarşamba akşamı, saat 21.45’te İstanbul Radyosu’nda Mesut Cemil Tel‘in bir viyolonsel konserini dinledim. Eğer onun da İstanbul Valisi gibi sıfatlarını sıralamaya kalksak, hani Gökay, bu bakımdan solda sıfır kaldı demektir. İstanbul Radyosu Müdürü, müzisyen, edip, viyolonselist, lâvtacı, tanbûrî Mesut Cemil Tel.
Şu sıraladığım sıfatların hepsine hakkı ile sahip olan üstadın bütün bunların fevkinde olarak bir de ince törpüden geçmiş bir hizmet zekâsı olduğunu hemen söylemeliyim. Şüphe yok ki, İzzettin Ökte ile beraber babasından sonra tanburu en mükemmel bulunanlardan ve Cemil Bey merhumun tavrını aslına yakın bir vukufla temsil edenlerin başında gelir. Klâsik Türk müziği aletlerinden biri olan lâvtayı da çok güzel çaldığını, radyodaki fasıllarda ispat etmiş bulunmaktadır. Farsça’da asıl “Berbat” olan lâvta gibi, zamanla belki de çaldığını görceğimiz daha başka enstrümanların da olmayacağı ne malûm?
Çarşamba günü gecesi verdiği viyolonsel konserinde, Batı musikisini hakkıyla icra edenlerin başında geldiğini kimbilir kaçıncı defa ispat eden Mesut Bey, Kassado’nun serenatını gönülleri vuran bir incelik ve romantizm içinde çaldı. İşte bize bu satırları yazmaya sevkeden de bu oldu. Bütün eserlerini serenatlardan seçmeyi, büyük kalabalıklar tarafından da dinlenilmek ve anlara dinletmek için zaruri gören bu değerli memleket evlâdının hizmet zekâsına hayran kalmamak mümkün değildir. Sanat hayatı boyuncu bu zekânın ışıklarından Türkiye’mizin faydaları, unutulmayacak kadar hacimli olmuştur.
“Alaturka-Alafranga” kavgalarının beyhude dalaşmalarının tarihini iyi bilen bu zevki insan birden bire Ankara Radyosu’nda “Tarihi Türk Musikisi” fikrini ileri sürüyor. Kalitesiz “Alaturka”yı müdafaa edenlere, hakiki Türk musikisine kaynak olabilecek olan yegâne sanat mahsüllerini göstermiş olmak, “Alafranga”cılara hücum imkânı vermemek üzere ileri sürdüğü bu şekil, üstad muallim Nuri Halil Poyraz dostumun da, unutulmaz mesaisi ve meşk yardımıyla kısa zamanda aydın musikiseverleri sardı. Memleket Mesut Cemil‘in zaman seçmesini iyi bilen hizmet zekâsıyla tarihinin bütün lâhnî mimarisine kavuştu.
Türkiye halkçı sınıf farkından münezzeh, Milliyetçi bir ülke idi. Bu toprağın asırlardan beri gelen aslî unsurlarının, büyük halk çocuklarının Orta Asya’da kullanılan o iptidaî kopuzdan bozma aletle de olsa devam ettirdikleri bir halk müziği vardır. Primitif oluşuna rağmen recitatif, düet, arya, trio gibi türlü musiki şekillerini ihtiva eden ve en büyük kuvveti “naiveti” saffetinde toplanmış olan bu musikiyi şiddetle müdafaa etmenin zamanı gelmişti. Vatanın bu muhterem hizmetkârı Muzaffer Sarısözen‘i buluncaya kadar bizzat kendisinin idare ettiği “Yurttan Sesler”i Ankara’dan bütün yurda duyurdu. Bugün değil köylü şehir çocukları bu millî musikiye ve saza bağlanıyorlarsa bunda sevgili Mesut Cemil‘in en büyük hisse payını unutamayız.
Kendisine gelene kadar, Vedat Nedim Tör zamanı hariç, “İdareci”ler elinde idaresizliklere yuvarlanan Ankara Radyosu’nu disiplinini değiştiren İstanbul Radyosu’na bugünkü parlak seviyesini kazandıran odur.
Çarşamba gecesi kendisini dinlediğimiz viyolonselist Mesut Cemil, bize hep hafif eserleri çalmakla, ruhumuza uyan kompozisyonları seçmekle Batı musikisini sevdirmenin, halk kitlesine tattırmanın da yolunu, bizzat zekâsının yeni bir tezahürü olarak ortaya atmış bulunuyor. “Klâsik musikide kemal var, bu kemal usaresini emmeye bak! Asıl kaynak halk musikisi çocuksu ve masum kâinatıdır. Onun saf dünyasına in. Batıyı bütün inceliklerine kadar bil. Geleceğin Türk musikisini kuracak olan kompozitör, işte yolun bunlardan bir tekini inkâr ettikleri içindir ki hiç bir meşhur müzisyenimiz millî musikimizi kuramadı. Sen bari bu saydıklarımın hepsine dikkat et! Bir tekini ihmâl etme!”
Sanki bu değerli vatan çocuğu, hoca ve müzisyen Mesut Cemil Tel, böyle söylüyor gibidir. “Peki” denebilir, “Kendisi neden bu malzemelerden, hassas ruhunun yoğrulacağına dayanarak yeni devrin kompozisyonlarını vermiyor?
Ne malûm? Kim bilir, belki de o, büyük zekâ, belki bunun bir zamanının beklemektedir; kim bilir?
Şardağ, R. (1953, Mayıs 15). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Mesut Cemil’i dinlerken. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

