(Bitmemiş Senfoni) neden bitmedi?

Aşk, bütün sanatkarların hayatında büyük bir rol oynamış ve onlara yaratacakları eserlerin meydana gelmesinde en büyük yardımı etmiştir. Franz Schubert‘in çok hazin olan aşk maceraları bunun delilidir. Aşk maceraları deyince bu büyük bestekarın başından bir çok maceralar geçtiği akla gelmesin. Franz Schubert bir donjuan değildi. Bilakis sevmiş olduğu kızlara bile bu aşkını açamayacak kadar utangaç, kendi içine sığınmış bir adamdı. 

Fakat Schubert hakiki bir aşıktı. Birisini sevdi mi ona delicesine bağlanıyordu. Bir sanatkar olarak hem de içli ve hakiki bir sanatkar olarak Franz Schubert’in aşka büyük bir ihtiyacı vardı. Dört kere sevmiş dördünde de acı inkisara uğramış fakat bul hal onun hepsi birbirinden lâtif olan senfonilerinin doğmasına sebep olmuştu. 

1818’de büyük Beethoven’in sağırlık devrinin başladığı sıralarda genç Franz Schubert, Viyana civarındaki küçük bir köyde kendisinin anlattığı gibi “kuşların ve ağaçların arasında” tabii bir ömür sürüyordu. Bu hayatı zengin bir insanı bir kır evinde geçirdiği sayfiye hayatıyla mukayese edersek gülünç olur. Schubert o kadar fakir bir haldeydi ki, herkesin arasına karışmak için doğru dürüst bir pantolonu ve zamanın modasına göre dikilmiş bir gömleği yoktu. Besteleri çok beğeniliyordu. Kongre zamanında (1815) bestelediği “Milli Marş” ona büyük bir şöhret temin etmiş fakat metelik para getirmemişti. Diplomatlar Schubert’ten hararetle bahsediyorlar, salonlarda Schubert adı dillerde dolaşıyordu. Ama kimse onun nasıl bir hayat sürdüğünün farkında değildi. 

Bir gün Graf Esterházy’den Schubert’e bir mektup geldi. Bu mektupta, kızlarına musiki dersi vermek üzere şatosuna gelmesi rica ediliyordu. Schubert bir hayli düşündükten sonra bu teklifi kabul etti ve şatoya gitti. Esterhazi, bekâr bir adamdı ve iki genç ve güzel kızından başka kimsesi yoktu. Schubert ilk görüşte genç ve güzel Grafin’e tutuldu. Şato, ağaçların arasında ve vasi bir çiftliğin içinde idi. Gündüzleri Grafin ile piyano ve şarkı dersleri yapıyor, boş kaldığı saatlerde de “En büyük eserim” dediği bir senfoni üzerinde uğraşıyordu. Bu senfoni güzel sevgilisinin ilhamı ile kuvvetli bir eser halinde yükseliyordu. İlk kısmını bitirmişti. İkinci kısıma (Andante) kalpten gelen en sıcak duyguların ruhla beden arasındaki samimi ve içten bir çarpışmanın ifadesini vermek istiyordu. Bir arkadaşına yazdığı mektupat söyle diyordu: “Bu dakikada kendimi o kadar mes’ut hissediyorum ki tabiatın bütün lânetleri üzerime çökse aldırış etmeyeceğim. Dostum, seviyorum o da beni seviyor. Bunun ne büyük ne güzel bir şey olduğunu bilirsin, değil mi? Aşk beni büyüledi, ben de insanları büyüleyeceğim.”

Fakat bu saadet bir ilk bahar gibi geçti. Sonra her şey bitti. Bu büyük aşk çabuk duyuldu. Schubert’e yol verildi. Uğruna en güzel hisler dökülen sevgili, hayatı aşka tercih etti.

Büyük senfoni yarım kalmıştı. Eser 1816 senesinde bu haliyle çalındı ve büyük alâka topladı. Büyük besteci 1828 senesinde tifüsten öldüğü zaman ele geçen evrak içinde birçok müsvetteler bulundu. Schubert bu eseri bazı zamanlar bitirmek istediği fakat derhal bu çalışmadan vazgeçtiği anlaşıldı. Schubert büyük aşkını ruhunda saklayarak ebediyete intikal etti. Fakat “Bitmemiş Senfoni”dünya durdukça insanların ezeli aşk acılarını terennüm edecektir. 


Şardağ, R. (1953, Mayıs 16). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Bitmemiş Senfoni neden bitmedi?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın