Tanınmış Türk romancısı Reşat Nuri Güntekin, İstanbul’dan gazetemize gönderdiği sıcak mektubunun bir yerinde “çok sevdiği Rüştü Şardağ’ına” da selâm göndermiş. Bu bir tek selâm ile sarhoş olan hislerim, onu bir fıkra boyunca anmama vesile oldu. Bizde “selâm”ın linguistique’i İslâm, müsalemet, iyi ahlâk, sükûnet, rahatlık, barış ve huzur’a, kadar genişler. Bir fincan kahvenin kırk yıl hazırını soran bu milletin çocuklarında, bir tek selâmla ısınmayacak kalp yoktur. Sevindim, onu yıllardan beri aramayışımı düşünüp de ezildim de. Vefasızlıktan ileri gelmemekle beraber meğer unutmanın batağına ben de batmışım. İnsan böyle en çok sevdiklerini Nisan bulutları altında düşünemediği bir sırada, onlardan gelen bir telefon muhaveresi, iki satır mektubu, hatta sadece selâmı ile, tatlı bir irkilme geçiriyor ve sonra soruyor: Unutularak geçirdiğim zamanın beyhudeliği yerine, bir selâm ile gönül almanın bahtiyarlığını tatsaydım ya! Meselâ şu bana selâm gönderen insan, küçük hikâye ve roman yazanların başındadır. Telif tiyatro edebiyatımızı zenginleştirmiştir, en iyi müşahedecimizdir. Tahkiye sanatına kolaylık, sadelik ve hislilik getirmiş olan cepheleri de vardır. Bütün bunları bir tarafa bırakalım, dostluğa verdiği ehemmiyete, hakiki insanlıktan nasip taşıyan kalbi için iki delil vermek isterim. Ankara’da şimdiki Bolu Milletvekillerinden Zuhuri Danışman, eşiyle beraber, stadyumdadır. Yağmur yağıyor. Reşat Nuri‘nin ve Danışman‘ın eşi korunuyor fakat bizim Zuhuri ıslanmakta. Reşat Nuri‘nin gözü, tanımadığı bu vatandaştadır. Ne yapıyor yapıyor, solundakileri sıkıştırarak bir yer temin ediyor ve ıslanan vatandaşa kendisinden açılan yarım yeri temin ediyor. Bu karşılıksız iyilik hissi az manidar mıdır?
Halk Partisi’nin 1948 senesinde İstanbul’da neşretmeye başladığı bir gazetenin neşriyatını teknik olarak idare eden bu sevgili dost, benden de edebî yazı istiyor; gönderiyorum. Yolladığım beş makalenin biri çıkıp ötekiler bir ay neşredilmiyor, bir ay sonra dört yazı da birbiri peşi sıra neşrolunuyor. Sonradan öğreniyorum ki, Ankara ile uzun mücadelelerden sonra Güntekin, particileri yenmiş, dostluğu, ve vefayı hakim kılmıştır. Benim yazılarımın neşrini istemeyen partiyi nakavt edene kadar mücadele etmiştir.
İşte, bir kaç senedir unutur gibi olduğum ve bana en yakın selâmlarını yollayan Reşat Nuri budur, okuyucularım. İnsaniyetin zaafları için duyduğu merhamet ve muhabbetle küçülmüş, incelmiş vücudunu çocuk yüzünü şimdi bütün aydınlığı içinde hatırlıyorum. Eski bir şarkımızın dört mısraını, şimdi ona ithaf etmek isterim:
“Aldın ey sevgili, gönlüm, beni şâd ettin
Ben vefasız kalıyorken beni sen yâd ettin
Ruha kasvet veren ömrümde bu bir kasvettir
Bir selâmınla bu viraneyi abâd ettin”
Şardağ, R. (1953, Mayıs 17). Günübirli/Güntekin’in selâmı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

