Kitabî olmayan bir kitap

Bir zamanlar safsata ile, bir zaman dinle, bir zaman felsefe ile karıştırılmak istenen ruhiyat, paçasını orta çağdan kurtarıp 16. asırda hürriyeti seçince artık ilim olmasına hiçbir mani kalmamıştı. Düşünme, duyma, hayâl etme, gülme, oynama, etme, eyleme, sevme, kızma.. İç kâinatımızın birer incisi mesabesinde olan bu ele gelmez varlıklar ne yazık ki, birçoklarımız için ağızımızdaki dişlerimiz kadar bile mühim değildir. 

Ruhiyat kitaplarını mektep içinde olduğu gibi, mektep dışında da okumak, bu aynada akseden şekilleri tanımanın cezbesine kapılmak ne güzel şeydir! Ama hangi ruhiyat kitabını? Bizde okul kitaplarının ve ilmi eserlerin dörtte üçü sanki okunmamak için yazılmıştır. Rahmetli İbrahim Alâattin Gövsa‘nın “Çocuk Ruhu”ndan sonra işte ikinci tanıdığım eser ki beni lâfız sıkıntısından, buz gibi soğuk edalardan ve kuru, ukalâ bilgi taslarlıktan kurtulmuş bir kitapla baş başa bıraktı. Ruhbilimin 183. sahifede, ilmî bir düzen içinde seyreden yegâne muzaffer tarafı bence budur. 

Bakın, Namık Kemâl Lisesi müdürü olan Hayri Çakaloz arkadaşımın, karanlığın aslında, korkulacak bir şey olmadığını izah eden şu yüzünüze diyormuşçasına sıcak ifadesine: “Fakat söyleyin bana! Ânî ve yüksek gürültüler, ekseriya gecenin karanlığında yapılan yanlış hareketler neticesinde doğmaz mı? Gündüz bir şeyin düşmekte olduğunu bir taraftan görürken gelen sesin etkisi pek kuvvetli olmaz. Fakat gecenin bu gürültüleri çok zaman, belirsizlikler içinde ve ânî olmaz mı”.

Kitapta öyle sanıyorum ki sehven bulunan itiyatlaşma gibi kelimelerin, gelecek yeni baskılarda değiştirilmesi mümkündür. Ruhbilim müellifini överim. 


Şardağ, R. (1953, Mayıs 22). Günübirlik/Kitabî olmayan bir kitap. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın