Doktor Alâeddin’i niçin severim?

Bu memlekette, vaktiyle tekâmülüne ulaşmış, fakat yarınından şüphe duyulan bir Türk müziği ile, bizi hiç anlamayan, umursamayan ikinci ve garbı tekrar eden bir Türk müziği ve bir de bütün iptidailiğine rağmen kitleyi saran üçüncü müzik, Anadolu ve Rumeli halk müziği var. Fakat bu üç dalın hiçbirisi üzerinde münakaşa edecek veya buna kapı açacak değilim. Zira kökü pek derin olan sebeplerle yarım asırdır bunlardan biri lehine her dozda yapılan münakaşadan zırnık denecek bir sonuç çıkmamıştır. 

Önemli olana şudur: Bu çeşitli müzik mekteplerinden her birinin asil kalmış olanı, dejenere olmuş kısmı var. Aslî olanı tutmak, dejenere olana sırt çevirmek, Batı tarzı Türk müziğinin soysuzlaşmış olanının işarete lüzum var mı? Amerikan jikleti gibi, kaldırım sürtüğü bazı kimselerin ağzından gece gündüz düşmeyen o acaip, ya Arnavut piştovu gibi patlak, ya şehveti yarım bir inilti içinde kendini hissettiren caz ve şan artığı şarkıları derhal hatırlayacaksınız.

Anadolu ve Rumeli memleket türkü ve havalarının rezil edilen kısımlarına -Allah Sarısözen’e sabır versin- bir hanım mendili ile fistanına istinaden içkili gazinolarda nasıl haysiyeti kırılmış olarak rastlamaktayız. 

Fakat derin bir teknik yaratmış, Ermeni, Rum ve Musevî kandan gelen Türk vatandaşlarımıza tesirler ederek onlardan en büyük besteciler doğmasına vesile olmuş olan ata yadigârı ve adına “alaturka” denen musikinin kaderi, şekli ile per perişandır. 

Ama yarım yüz yıla yakın Münir üstadının bu şerefli müziğin bayrağını yüksekte tutuşu onu daima sahtesinden ayırmıştır. Bugün gazinolar dışında teganni edilen bir eser aynı nota ile gazinoda tekrar edildiği zaman ortaya irmik helvasının şeker yerine tuzla yapılışı gibi bir hal çıkıyor. 

İşte Dr. Alâeddin Yavaşça, Münir‘in taşıdığı bayrağı aynı haysiyetle taşıdığı ve irmik helvasına -tuz karıştırmak değil- gerçek kıvamını verdiği için büyük şöhret olmuştur. 

2 Ağustos’ta şehrimiz açıkhava sinemalarından birinde, tek konserini vermeye gelecek olana Dr. Alâeddin Yavaşça, kültürsüz bir nağmenin mukadder yavanlığını düşünerek tıp kültürünü ihtisasa kadar götürmüştür. 

Bu genç doktor, kendisine, geçen sene bir içkili gazinodan teklif edilen altı yüz bir lirayı, gözünü kırpmadan reddetmiştir. 

Divan şiirinin, kendine has kültürünü yapmıştır. 

Doktorun Allah vergisi, o, sade duygu ve merhamet dolu sesi, sanatın maharet isteyen tekniği ile daima himaye edilmiştir. 

Doktor, bizim musikimiz ne kadar tevazuu ve insanlığı dile getirirse o kadar mütevazı ve insandır. 

O, bu azametli sesine rağmen, görünmeye mecbur olduğu meclislerde silik ve gölge kalacak kadar asildir. 

Alâeddin Yavaşça‘yı sevmemek konserine iştiyak duymamak mümkün mü?


Şardağ, R. (1958, Temmuz 21). Günübirlik: Doktor Alaeddin’i niçin severim. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın