Aferin Karşıyakalı okuyucuma

Radyoda sarı telin cilveleri

Veysel’in sızlayan teli – Kadıoğlu Zeybeği – Şu Bolu’nun kızları – Güzel bir müzik anlayışı

Halk musikisinde sazın düzeni ile alâkalı birtakım şekiller vardır: Cura, Misket, Müstezat düzenleri gibi. Bu düzenlerin hepsinin ayrı isim taşımalarını haklı çıkaracak hususiyetleri de mevcut. Meselâ “Misket Düzeni”, halk musikisinin “Âşık kolu” diye adlandırılan bir branşını teşkil eder ve daha ziyade şehirleşmiş halk sanatkârlarının kullandığı bir tarzdır. Bunun gibi öteki düzenlerin de kendine mahsus vasıfları vardır. Fakat bir de halk müziğinde ismi olmayan bir düzen vardır ki, orta telden, sarı telden ses verir. Âşık Veysel‘in, sazına hitap eden şiirinde: 

“Turnadan mı aldın sen bu avazı
Pençe vurup sarı teli sızlatma”

dediği sarı tel bulunur. İşte bizim İzmir’imizin, kurulduğu günden beri ilk defa ehil bir yurt türküleri şefi gören ve birdenbire taktirle yâd edilecek bir kalkınma hamlesi gösteren halk türküleri topluluğundan, bugünkü “Yurt Türküleri” saatinde dinleyeceğimiz eserler bu düzenden, orta telden düzenlenmiştir ve bu telin hakim renk ve karakteri içinde yakılmıştır. Onlar size Söğüt’ten bir zeybekle Ege’nin meşhur “Kadoğlu Zeybeği”ni dinleteceklerdir. Söğüt Zeybeği’nin ilk kıtası şudur: 

“Et koydum tencereye
Yar geldi pençereye
Yar Allah’ın seversen
Al beni içeriye”

Aynı koronun sarı telden dinletecekleri daha doğrusu “sartel”in cilveleri arasında nefis bir Bolu türküsü var ki ilk kıtasını yazıyorum: 

“Yemenimin uçları
Çıkamam yokuşları
Beni de baştan çıkaran
Şu Bolu’nun kızları”

Karşıyaka’dan mektup gönderen ve adının neşrini istemeyen münevver bir hanımdan çok hoş bir mektup aldım. Her gün dinlediğimiz çeşitli müziklere de ayrı ayrı kıymet veren bu müsamahakâr ve oldukça da bilgisi bulunduğu muhakkak olan okurumun mektubunu memnunlukla sütunlarıma geçiriyorum.

“Efendim,

Her çeşit müziğin nazarımızda bir yeri olmalı değil mi? Bir yerine birçok şeyleri sevmek, sevgi ve anlayışımızın sahasını genişletmek yolunu tutarsak bir şey mi kaybederiz? Bendeniz, sade alaturka alafranga ayrılığının değil, klâsik modern, Türk Fransız Alman gibi tasniflerin veya romantik, empresyonist gibi mekteplerin bile ayrı gözle görülüp incitilmesine taraftar değilim. 

Öte yandan senfoni, serenat, beste nakış, şarkı, koşma gibi musiki şekillerini ayırmakta pek olgun olmakla alâkalı olsa gerektir. Musikinin hatta bırakın musikiyi, sanatın mektebi, devri, eskisi, yenisi moderni, klâsiği şu şekli bu şekli mi olur?

İnsan ruhu beşerî temalara ulaşmış olan yüksek örneklere meclup olduğu gibi, en hafif şarkılardan da zamanı gelir, zevk alır. Meselâ, bir fantezi olarak kabul ederseniz, size çeşitli musikinin ne zamanları dinlenildiğni anlatayım: 

Gece, çılgınlar gibi dans etmiş ve yorulmuşsunuzdur. Yanınızda sevdiğiniz, elinizde sigaranız. Bu sırada bir çigan müziği fena mı? Sabahleyin uyanmışsınız. “Borodine”in, Orta Asya Stepleri’nde, sizi rûh yolculuğuna çıkaran kompozisyonu veye Pergüt’ün şırıl şırıl içinizi yıkayan aryaları ne kadar uygundur. Hangi kuvvet ve sihir size, öğle sıcağında bir senfoni, hatta bir suit dinletebilir. Bir akşam, güneş grup ederken Hacı Arif Bey’in, “Kamer çehre, peri rû, tende canım” adlı Hicaz şarkısını yudum yudum tatmak ne güzeldir? Bir sevinçli, meserretli anımızda ve yaşınızdasınız. Hep genç arkadaşlar, şöyle kır yoluna düzülmüşsünüz.. Batı’dan Lalou’nun hüznü yerine “El çırpan çocuklar”ını, bizden de büyük bir cünbüş içinde gürleyen yurt türkülerini dinlemek isteyeceğiniz muhakkak değil mi? Ağır başlı ve ciddi mevzuları rahatça konuşacağınız dostlarla beraber olduğunuz bir akşam gideceğiniz yer, herhalde Batı’da Wagner, bizde klâsik Türk musikisi korosudur ve daha sayayım mı? İspanyol’un boğuk çığlıklı ateşli musikisini de alaturka adı verilen o aygın baygın nağmeleri de dinleyeceğimiz bir zaman ve zemin vardır.”

Okuyucumun mektubu bitti. Benden de bu sayın okuruma sunulmuş bir “Aferin!” vardır. 


Şardağ, R. (1953, Mayıs 24). İzahlı Radyo Programları ve Güfteleri / Aferin Karşıyakalı okuruma: Radyoda Sarıtelin cilveleri. Ege Ekspres Gazetesi, s. 6.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın