Doktor Halit Nazlı‘nın başkanlığındaki bir idare heyeti ve Ahmet Aksoy, Muhittin Akıncı, Ferruh Örel, Necdet Varol gibi kuymetlerden teşekkül etmiş yetkili bir sanat heyetinin ortaklaşa gayretiyle kurulan Türk Musikisi Cemiyeti’nin ilk konserini dinlemek fırsatını buldum. Öyle sanıyorum ki, İzmir, Türk Musikisi adına icra edilen bu çapta, övülecek gurup ile ilk defa başbaşa kalmıştır.
Üç aydan beri kuruluş hazırlıkları, cemiyet hazırlıkları, sanat heyetinin teşkili ve nihayet konser kadrosunun İzmir’in radyosundan ve radyosu dışından seçilecek kıymet ve sabiliyetlerle hazırlanması haberlerini işitiyorduk. İşte, nihayet o gün de geldi çattı ve Necdet Varol iderasinde, kalite ifade eden bir namzet heyeti, seçkin ve müziksever İzmirliler karşısında başarılı sayılabilicek ilk konserini verdi. Türkiye’de bu gibi gayretler ve eserler, ancak bir veya birkaç şahsın, kendini yıpratırcasına davaya vermesiyle yükseltilebilir. Bu sebeple Dr. Halit Nazlı‘nın ve diğer ilgili arkadaşların çabalarını sevgiyle karşılayalım.
Konserin ilk kısında Türk klâsik musikisini kuranlardan IV. Mehmed devrinde açıp, halâ kokularını yayan ebedi gül Buhurizade Itri Efendi‘nin “Tuti-i mucize guyem ne desem lâf değil” girişli eseriyle bir önceki asrın ve musiki mizin büyük dehası Dede Efendi‘nin başlara taç olan eserleri başlıca yeri almıştı. Hemen bunu takiben muallim ve üstad İsmail Hakkı Bey, Mustafa Çavuş gibi ölümsüzlerin eserleri icra edildi. Bu arada programın bir özelliği dikkatleri üzerine çekti: İzmirle ilgili eserler ve İzmir’de hatırası kalan besteciler: Hocamız Rakım Elkutlu, Nahit Hilmi Özeren, Dr. Şükrü Şenozan eserlerinin icrasıyla ruhları şad edilenler arasındaydı. Hele Hafız Mükerrem Akıncı‘nın anılışı beni ayrı zevkte bir memnunluğa ulaştırdı. Yüze yakın eserinin, tevazuundan ancak ikisini bastırmış bulunan merhum gibi, hafız torunu, hafız oğlu ve kendi hafız bir din üstadının her bir iyerine konulmuş mahiyetteki eserlerinden bir enstrüman telifi seçilmiş olması çok gecikmiş bir kadirşinaslıktır. Bir dahaki konserlere bu üstadın sade, duygulu ve ancak kendi kendisine benzeyen tavırdaki lahinlerden dokunmuş şarkılarından da eklemek ihmâl edilmemelidir. Hiç şüphe yok ki, içinde eşinin de vazife aldıı sanat heyetinin biraz titizlikçe noksanları yok değildi. Eserin üçüncü kısmında görülen solo, koro eserleri ve klâsik konserlerde rastlanılmayan solistik koro gibi doldurmalar, hem çok eski, hem çok yeni eserlerin birbirini süratle ve keskin bir bıçak gibi takip etmesi, şefin jestlerinde, tempoları ve usûlü dolduran nota kıymetlerini taşırıcı fazlalıklar bulunması, giriş ve açış taksimlerine birazcık olsun yer verilmemiş olması, daha klâsik ecdat musikisini tam hakkı ile vermeden çift sesli egzersizlere girmek hemen tenkit edilebilecek şeylerdir. Ama henüz ilk konserdeyiz. Saz ve ses akordasyonuna hemen hemen ulaşılmış. Dış kıyafetler, içlerdeki aşk gibi tertemiz ve mümkün olabildiği nisbette de başarılı.
Cümleyi tebrik ederiz.
Şardağ, R. (1959, Haziran 29). Günübirlik/İlk konser. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

