Bu bir hayâl veya düşte seyredilmiş vesvese mi? “İstanbul, İstanbul” diye Orta Asya’dan kalkıp kalkıp taşan sellerin son uğrağı mı? Hülâgû‘yu çıldırtan, Attilâ‘ya uykusunu haram eden, İslâm dininin büyük tebşircisi Muhammed’in, şehadet parmağı ile “gaye” ve temennilerden biri olarak işaret ettiği bir ülkü şehiri mi? Alparslan ordularının yarım kalmış ümidi, Bizans’ın Kâbe şehri, Selçûkîlerin davranışına zemin olan belde!
Selçuk Türklerini Osmanlı İmparatorluğu’na bağlayacak ilk köprü padişahın, oğluna, Hüdavendigâr velâdetinde verdiği manzum ikaza baksanıza:
“Gönül kerestesi ile
Yenişehir’de pazar yap
Zulm eyleme rençberlere;
Her ne istersen var, yap.
Osman Ertuğrul oğlusun,
Gazi kahraman neslisin
Hakk’ın bir kemter kulusun
İstanbul’u al gülzâr yap!”
Ve sonra kuşak kuşak, soy soy gelip giden Türk sultanlarının, hükümdarların hayâl ülkelerinde geçen derin bir koşu; tâ Fatih’e kadar sürer. Gönüller incisi Konstantiniyye, İslâmbol veya İstanbul için bu genç şehzadenin güreştiği kader oyunları az mı olmuştur? Kaç sefer Üsküdar’a gelip dayanıldı! Boğaziçi, asırlarca dost ve düşman her yabancıya, red cevabı veren bu ebedi sevgilinin nazına, kahrına nasıl katlanılsın? Ama Fatih bu! Dünyada yapamayacağını rüyada görmeyen büyük realist. Avnî takma adı ile yazdığı dîvânında bile ilâhî şehre meftunluğunu saklamaz. “Bakılmaz” redifli bir gazelinin son beytindeki sabit fikre bakınız:
“İstanbul’a naklet sözü Avnî
Cenk âlemidir şuha bakılmaz”
Yarın İstanbul kapılarına gideceğiz.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 27). Günübirlik/İstanbula doğru. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

