Şimdi artık bu güzel şehir, lâyığı olan taraveti takınmalı değil miydi? Türkler gelmişti İstanbul’a. Nağmeleri, lahinleri ebedî saltanatına kavuşturan musiki odaları görünmeliydi. Mermeri gergef gibi dokuyan koca mimarlar, zekâlarını sıvamalıydı. Boğaziçi inci gibi işlenmiş saraylarla, yarına kalacak bu âbidelerle donanmalı, hayır ve iyilik eserleri çeşmeler, hanlar, ilim ve medeniyet yuvası medreseler dört bir yana yaslanmalı; Müslüman olmayanı olanla bir tutan adalet ve hak tanırlık gönüllerde yer tutmalıydı. Kısaca İstanbul’a Türk’ün geldiği belli olmalı, bir elinde, destanlık kuvvet taşıyan bu milletin öteki elinde, insanlık ve medeniyet meşalesi tutuştuğu bilinmeliydi!
Türk ve Müslüman olmayanın kaderi, dünyanın hiç bir yerinde ve hiç bir devrinde İstanbul’u alan münevver Türklerin zamanında olduğundan daha parlak gitmemiştir. Padişahın müsamahasına baksanıza! Papa mektup yazıyor: “İmparatorum! Eğer bir de Hıristiyanlığı kabul ederseniz Roma İmparatorluğu’nun tacını da başınıza giyeceksiniz.” Taçlar devrilmek Türk’ü, hükmü geçmiş bir şatafatla avlamaya çalışan bu betdahtın değil kellesine kılına dahi dokunulmamış olması, müsamaha terbiyesi bakımından manidar değil midir?
Fatih neden İstanbul’u zaptetti? Bunu beş yüz sene sonra hazmedemeyenler bilmelidirler ki, zaptederken farz-ı mühal olarak haksız idiyse bile, zaptettikten sonra haklı olunmuş, Türk İstanbul’u beş yüz senede beş bin defa hak etmiştir. Yarın, canım İstanbul’u birlikte gezeceğiz.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 29). Günübirlik/Hak edilmiş şehir. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

