Bir şehir fethedilmişti ki adaletin o yerde bir kardinal şapkası kadar bile namı yoktu. “Halık-ı arz” adına; Muhammed adına konuşan Fatih, haksız yere ellerini bağlattığı bir Rum vatandaşa hayatının sonuna kadar tazminat ödemeye kendisini mahkûm eden şer’iye mahkemesine, dünyaları eğediren boynu ile eğildi. Değil Müslümanlığa veya diğer bir dine, İsa’yı biraz farklı yorumlayan bir mezhebe bile tahammül edemeyen bu zorba ülkede hoşgörüyü, yumuşaklığı, lâik iradeyi hakim kılmak lâzımdı. Kanunnamede Sultan Mehmed‘in koyduğu işte iki insanî ve ebedî esas, “badema kiliseleri cami’ye tahvil etmeyeceğiz.” “Dinimizi ve an’anelerimizi kabul etmek için kimseye şiddet gösterilmeyecektir.”
Fakat İstanbul’u alan Müslüman Türk’tü ve onun, serçe parmağı ile dokunduğu yerde karakterini ayan eden bir damga vurulmalı değil miydi? Fatih‘in bir çok maddeleri bugünü aşan o canlı hukuk abidesi Kanunname’sini tanımak adamın aklını döndürür. Başvekâletin eski müdevvenat müdürlerinden Şahap Bey dostumun yardımı ile, bir kısmı üzerine eğilebildiğim bu hukuk eseri, Türk’le ekalliyeti, millî ile insanîyi devletle, vatandaş hakkını, savaşla medeniyeti birleştirmiştir. Siz onun İstanbul’a giriş merasimini tarihten tesbit ettiniz mi? En önde, bir küheylan üstünde o! Hemen arkasından: Veziri mi? Değil. Ordu kumandanları mı? Değil. Düşünmek beyhude. Evet, hemen arkasından gelen kafile vatanın en büyük ilim adamlarıdır. Bu veziri, bu askerleri bugüne onlar eriştirmediler mi? Bu toprakları döven onlar değil mi? Hey gidi cihangirin omuz başlarında giden ulema! Hey gidi dünya İmparatorunun uğruna nizam veren ilim!.. Üç asıra kadar cihanın her ulaştığımız köşesine medeniyeti taşıdık. Bu asırdan sonra ilim, kitap ve fikre karşı başlayan tahammülsüzlük ve fikir adamlarının giriştiği etek yalama ve dalkavukluk hareketleriyle adım adım nasıl gerilediğini şimdi elemle hangimiz hatırlamayız? Keçecizade İzzet Molla bu yürek kanatan hale iki mısraında dokunmak istemiştir: “Bir milleti” der şair, “Hiç bir kötülük yıkamaz. Yıksa yıksa ilim ve fikir adamlarının uşaklığı yıkar.”
“Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap,
Eyler anı müdahane-i âliman harap!”
Beş yüz sene evvel İstanbul’a Fatih‘in yanında giren ilim, bugün de rehperimizdir ve Türk olarak bu rehperle daha bir çok medenî fetihlere doğru gideceğiz.
Şardağ, R. (1953, Mayıs 30). Günübirlik/Ve Ulema. Ege Ekspres Gazetesi, s. 2.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

