İstanbul üstüne / Bir âlemdir…

Gün biter, güneş söner, Boğaz’da pırıltı bitmez. Çengelköy’ünden Beykoz açıklarına kadar Boğaziçi’nin Anadolu sahillerinde geceleyin sönen bütün ışıklara mukabil, karanlık çöktükten sonra yanan ışıkları vardır. Beylerbeyi ağırbaşlı, vakur, biraz sofu ve çelebi mizaçlı insanlarıyla uykusuna yatmıştır. Havuzbaşına, Çengelköy’ü ile hudut yarısı olan bu bölgeye kadar ortalık zifirî siyahtır. Çengelköy’ü bostanlarından bir zamanlar en sonra merkebine atlayarak dönen ihtiyar topal Salih Ağa, şimdi sağ mıdır, -böyle olmasını Hakk’tan dilerim- o bile, onun tok sesli konuşması, “deh”, “çüş” demeleri bile bu koyu siyahlığı kımıldatmaz. Vaniköy iskelesinin hemen karşısında alnınıza dikilen kayalık sırt bir heyûla olup önünüze dayanmıştır. Son vapurun en az müşteri bıraktığı en sakin iskele budur. Paşabahçe’ye kadar devam eden, Hisar’da öksüz bir münzeviliğe kavuşan Boğaz sahilleri mors alfabesi gibi ayrı cinsten bir lisanla konuşmakla, başka çeşit parıltılarla yanmakta devam eder. Çubuklu kıyılarına eğilirseniz, en çok dikkatinizi bağlayacak olan bu ışıklardan balık yavrularının hareketleri veya yorgun gövdelerini suda sürümeleridir. “Hişt” deseniz, kımıldarlar. Gümüşün en iyi kırattaki madeni ile kaplanmışcasına denizi beyaz benek yağmuruna boğan şu su yavrularının mahşerine bakın! Hepsi kıyıya yığılmışlar, gündüzki haşerattan vakit bulup yaklaşamadıkları ,bu yerlerde pul pul endamlarıyla kaynaşı gidiyorlar. İşte tâ ötede fosfor parıltılarından bir iz. Bakın, bakın, Anadolu Kavağı’na kadar kıvrıla kıvrıla, dağıtılmış, salınmış bir gelin duvağı gibi yayılıp gidiyor. 

– Taka! Hoy! Hoy!
– Haydi! Haydi!

Bir iki sestir, çağıran, iki üç balıkçıdır konuşan. Ama siz, yalnız onları dinliyorsunuz; gecenin sükûnunda bu ne esrarlı cümbüştür!

– Çat, çat, çat!

Uzaktan Yeniköy sahillerinden geçen bir motordur bu. Gel gelelim, karanlığın koynunda maveradan selâm getirircesine bir gidişi, bir kaderi var! Bir martıdır, kanat çırpıp geçer, bir sandaldır, akşam safasına çıkar. Bir yayılmış ağdır, balıkçılar nasiplerini didiklerler. Bir rüzgârdır, ışık gibi eser. Bir karpit lâmbasıdır, şehrâyin gibi yanar. Bir fosforlu puldur; donanma gecesi gibi nur saçar. 

Geceleyin Boğaziçi bir âlemdir…


Şardağ, R. (1953, Haziran 2). Günübirlik/Bir âlemdir. Ege Ekspres, s. 2. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın