Ankara Radyosu Müdürü’ne açık mektup

Kardeşim Bekman,

Ankara Radyosu müdürlüğüne tayin edildiğin haberi beni sevindirdi. Bir defa, şunun için sevindim: Neslinin çocuğusun, gençsin. Genç de ne demek? Kırk’a, hayatın hiç olmazsa yarısına merdiven dayamış bulunuyoruz. Halim Basın Yayın Umum Müdürü olduğu gün kendisine senden ve şimdi İzmir Radyosu Müdürü bulunan Ümit Demiriz‘den bahsetmiş ve Alyot‘un evinde kaldığım kısa bir zaman zarfında ayrıca senin umum müdürlükte münhal bulunan bir müdürlüğü doldurmaya çoktan hak sahibi olduğunu hatırlatmıştım. Hür yaşamak ve icabında pervasız konuşmak için kendime haram ettiğim ve hayatım boyunca haram edeceğim köşelerin en iyi ve en yükseklerinde arkadaşlarımı görmek beni sadece sevindirir. Senin Ankara Radyosu’na müdür olmana sevindim, fakat asıl sevincim verdiğin beyanat ve aldığım haberlerde temas ettiğin cihettir. 

Bu radyonun bir devşirme ve miadı dolmuş sesler tarafından sık sık rahatsız edildiğini itiraf etmiş ve yeni bir imtihana karar vermişsin. Bu imtihanın hem eleme, hem elemanları yenileme suretinde ocağını da öğrenince sevincim iki katlı oldu. Dergim de bu noktalara açık açık temas etmiş, hatta sevgili arkadaşım Alyot‘un istemeden incinmesine de sebep olmuştum. Ama, Halim beni herkesten iyi tanıyan bir insandı. Sanatla alâkalı tenkit mevzularında, kalemimi gözümü kırpmadan kullanacağımı bilirdi de. Her neyse ben onu yine sever, onun da sevgisini kaybetmeyeceğimi umarım. 

Ama matlup bizim birbirimizi sevmemiz kadar halkımızın radyoyu sevmesi değil mi? İşte Ankara Radyosu’nu bu sebepten tenkid ederken istemeden müzik şefi Cevdet Kozanoğlu‘na tazirlerde bulundum. Son Ankara seyahatimde anladım ki bu işlerde bu muhterem hocanın bir sun’-ı taksîri (kusuru) yoktur. Onun çeşitli baskı ve kaprislere mukavemeti olmasaymış, Ankara Radyosu’nun Türk müziği bakımından durumu Kasımpaşa gazinolarına dönecekmiş, bunu iyice anlamış bulunuyorum. 

Senin cesaretle verdiğin karardan Kozanoğlu‘nun sevineceği de muhakkak. 

Bir arkadaşımın başarı kazanmasına ne kadar memnun kalacağımı bilirsin. Bu sebeple muvaffak olmanı Allah’tan dilerken bazı noktalara ve temennilere dikkatini samimiyetle çekmek isterim:

1- İmtihanları, Ankara’nın musiki bilgisi kuvvetli, fakat tesirlere karşı mukavemeti zayıf olan denenmiş hocalarıyla değil bunların yanına katabileceğin İstanbul’dan gelecek hocalarla icra etmelisin. Bizde bütün musiki imtihanlarında daima icrakârların bulunması esas diye alınır. Halbuki ses imtihanında ses artistinin bulunması elzemdir. Bu sebeple mesela Münir‘i kendisini ehemmiyetli mevkiinden bahsederek davet etmeni ve onun Ankara’ya gelmesini imtihanlarda bulunmasını, temin etmeni beklerim. İmtihanlara Divan Edebiyatı’nı bilen, aynı zamanda musikimizi tanıyan ve muasır edebiyattan anlayan bir kimsenin katılması da şarttır. 

2- Esaslı musiki programlarını daima bir heyetin hazırlaması ve bilhassa seans verme hakkının tek bir şahısta (bu şahıs ne kadar kıymetli de olsa) toplanması tehlikelidir. 

3- Radyo müdürlüğü odasının kapısına ve müzik şefinin odasına birer levha astırmak ve içine şu cümleyi yazdırmalısın: “Basın Yayın mensuplarından, falanca makamdan, falan zattan tavsiye ve hariçten müdahale yasaktır.”

4- Sanatkâr daima rakik bir kalp ve avare bir mizaca sahiptir. Bu sebeple onu disipline etmek, fakat izzeti nefislerini kırmamak lâzımdır. Senin gibi sanatın kendisi ile de haşır neşir olmuş olan bir arkadaştan zaten başka bir şey beklenmez. 

5- Radyomuzda bütün güftelerde birer ikişer Türkçe veya telâffuz hatası olmaktadır. Senin zamanında olsun bu halin önlenmesi gerekmez mi?

Edebiyatımızda bin defa yazılıp söylenmiş olan, artık dilde sakız olmuş mevzuları tekrarlayan muhterem Radyo Dairesi Müdürü’nün boş vakitlerini asıl vazifesine hasretmesi mümkün değil midir?

Muvaffak olmanı haktan dilerim.


Şardağ, R. (1953, Haziran 1). Ankara radyosu müdürüne açık mektup. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın