Avrupa’da musiki

Fatih’in yumruğu – İlk notalar – Messe nedir? – Bizim dini musikimiz ne alemde…

Biliyorsunuz ve devirleri ayıran tarihçelerde biliyorlar ki Ortaçağ, ilk çağ, yeni çağ diye devirler keskin bir bıçakla birbirinden ayrılmaz. Her devrin kökü bir evvelki devrin içinde ve yine her yeni devrin dalları gelecek devirlere uzanaktır.

Fatih’ten evvel İstanbul ve Bizans’tan amiller dolayısıyla ve mukadderatça çıkmış bulunuyordu. Fatih’ten evvel Bizans ülkeleri, Bizanslılara ait olmaktan uuzaklaşmışa benziyordu, bu sebeple de Fatih’ten evvel, Ortaçağın yıkılma tohumları atılmış, ölüm nöbetleri başlamıştı.

Fatih Sultan Mehmed’in yumruğu gibi demirden bir yumruk, tarihî vazifesini îfa edince Roma’nın ve Ortaçağın sonu geldi.

Ortaçağda musiki en çok tutulan bir güzel sanat kolu idi. Zamanın üniversitelerinde Matematikle beraber okutulan bu ders, duygudan çok, akla dayanıyordu.Yine bu devrin umumi müzik özellikleri arasında, hâkim vasıf, musiki tekniğinin tek sesli oluşudur. Bir mühim vasfı da çok sesli müziğin yine orta çağda görülmüş ve temellerinin atılmış olmasıdır.

Bugün nota ile ifade ettiğimiz, nağmeleri yazmak için kullandığımız yazı ortaçağda icad edilmiştir. İlk yazı şekli, eski milletlerce kullanılan alfabetik yazıdır. İlk çağlarda Yunan, Çin, Hint harfleriyle ifade edilen bu musiki yazısı, Ortaçağa kadar geldi. Ortaçağda insanın çıkarabileceği her sesin karşılığı olarak alfabenin büyük ve küçük harflerinden faydalanıldı.

Bu yazıdan sonra yeni bir tekâmülle “Nevmes Yazısı” denilen ikinci bir nota işaretleri meydana çıktı. Noktalama işaretlerinden ibaret olan bu notayı noktalarla gösterilen diğer bir şekil takip etti. Porte ve notlar bundan sonra meydana gelmiştir.

Fatih’ten evvel bütün ortaçağa hâkim olan batı musikisi ilk çağın büyük mikyasta tesiri altındadır.

Bir talihsizlikte (talihsizlik de) şu: Yunanistan’a ilmi bir musiki anlayışı getiren büyük filozof ve matematikçi Pithagoras’ın, Boetius isimli Romalı bir talebesi ortaya çıkıp üstadının fikirlerini kuvvetle müdafaa eder ve bütün Roma’ya yazar.

Bu zatın görüşüne göre işte üç türlü musiki:

1. Cihanşümûl  2. Çalgı musikisi ve 3. de beşerî musiki.

Bekar’la, naturel 6 mol ile teganni etmek gibi tabirler bu çağda duyulur. Hristiyanlıktan evvel bir çok milletlerin kendi lâhinlerini ve teşebbüslerini kattığı bu musiki Roma kilisesi kuvvetlendikçe daha da gelişti. İmparator Gregoir’a izafeten bu musikiye Gregorius musikisi de denildi. İmparatorluk sahasını genişletmek ve genişleyen yerleri elde tutmak için dinî musikiye hız veren odur.

Ortaçağ müziğinin yegâne karakteristik şekli, “Messe”lerdir. Messe’ler kilisede icra edilen tegannilerdir. Dün icra edilen ve bugün müstesna konserlerde yer alan ve garbın dinî mabedlerinde teganni edilen messe’ler her Hıristiyan kilisesinde azizin ismi, ayin gününün adı değişmek suretiyle aynen tekrar edilir.

“Messe” nedir? Musikî bakımından şekli hususiyeti nedir? Bunu bilmek faydalıdır; yazıyorum:

1. Halkın kiliseye girmekte olduğu ve rahiplerin makamlarına geçtiği zamana kadar okunan ve “Interoit” denilen melodidir. İki küçük koro, bu melodiyi nöbetleşe okurlar.

2. Litami âyini: Rahip ve cemaat bu melodiyi karşılıklı teganni ederler. Biri söyler, öbürü cevap verir. Kullarına acıması için Allah’a ve İsa’ya yalvarmaktır.

3. Rahip mihrabın basamağına ayak basarken bir melodi okur, halk cevap verir. Bu safhanın adı «Graduel»dir.

Bu esaslardan başka olarak dinî mahiyette küçük ekleme melodiler vardır. Bu karakteristik dinî musiki beşyüz sene sonra bugün de tatbik edilmekte, ayrıca mabetlerin dışına çıkarılarak konserlerde, radyolarda dinletilmektedir. Buna karşılık bizim garptan bin defa daha ihtişamlı olan dinî ve mistik musikimiz ne âlemdedir? Bir başka yazıda bunun üzerinde de duracağız.

Ortaçağda çalgılar, besteler ve halk müziği ne haldeydi? Bunun üzerinde iki gün sonra duracağız.


Şardağ, R. (1953, Haziran 6). Avrupa’da musiki. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın