70 odalı, 9 stüdyolu radyo sarayı
Asıl üzüntümüz – Zengin ve rengin fasıl – Parazitler müsaade ederse – Gönülleri tutuşturan adam – Ney’ mi İsrafil’in sûru mu?
Sesi, akşam, 18.30’dan sonra, yurdun her tarafına olduğu gibi İzmir’imize de parazit ve hava dalgalarıyla, karışarak gelen İstanbul Radyosu’nun bir Paris istasyonunun yanıbaşında yer alması, ayrıca civarında bulunan Arap, Rus istasyonlarının dalga vaziyeti hiç dikkatle alınmadı mı, bilmiyorum. Ama sonradan çok güzel bir bahane buldular: “Efendim, bu radyo mahallidir, İstanbul içindir.” Öyle ya yetmişe yakın odasının bir kısmı hâlâ boş duran, dokuz stüdyolu, muazzam tertibatlı olan İstanbul Radyo Sarayı, yalnız İstanbul için yapılmış demek! Her neyse, bizim üzüntümüz bu, maksattan uzak veya maksada uymayan teknik istasyon değil, bu istasyonda icra edilen cazip konserlerin de tertiplenen orijinal seansların net olarak dinlenememesindendir.
Meselâ, Mesud’un yaratıcı zekâsıyla Ankara’da ortaya attığı “Tarihî Türk Musikisi” buluşunu destekleyen ve canlı repertuvarını çocuklara meşkettirten Nuri Halil Poyraz, İstanbul Radyosu’nda, “Radyo Kadınlar Faslı”, “Radyo Küme Fasıl Heyeti” gibi iki zengin ve rengin saati idare etmektedir. Bu saatlerde musikimizin kıyıda kenarda kalmış, metrukâtı içinde hâlâ pırıltılarını ruhlarımızda yakabilecek kabiliyette olanları geçilmekte ve usta ses armonisi içinde okunmaktadır. Meselâ bugün bunlardan biri “Radyo Kadınlar Faslı”nı saat tam 21.00’de parazitler müsaade ederse dinlememiz mümkün olabilecektir.
İstanbul Radyosu’nun son bir yıl içinde bize radyoculuk bakımından kazandırdığı iki güzel buluşu vardır: Bunlardan biri ilâhî sesli nay ve Mansuruyla gönülleri tutuşturan Süleyman Erguner’i bulup radyoya getirmesidir.
Ergüner’in ney’i ney dediğimiz şeyin ta kendisidir. Yani kavalın saflığına vakar ve derinlik katan, yapmacık nağme oyunları yerine parça parça ve safha safha ruhlarımızı konuşturan ney’dir.
O, bu ney’i zemine ve zamana göre öylesine üfler ki bir öğle vakti çıkardığı çâlâk seslere mukabil, akşam karanlığında, kulağımıza değil, doğrudan doğruya kalbimize üfler gibidir. Hele büyük tarihi günlerde her yerine daha büyük ve bası olan Mansur’la giriştiği nağmeler adeta ufukları tutar. Nitekim Fetih yıldönümünün ilk günü üç Koro’nun katışmasıyla meydana gelen tarihî klâsik koro, Farabî ve Meragalı Abdülkadir’in eserlerini çalmadan önce Mansur’la Rast’tan öyle bir girişti ki yer gök titredi denebilir.
Evvelâ Rast’ın küçük ve hırçın kardeşi diyebileceğimiz Mahur’a dalarken İsrafil’in sûru mu öttür, Fatih’in surlar önündeki o şehametli haykırışı mı gürledi? Yoksa iki yüz beygirin çekemediği o meşhur top mu atıldı, Anlamadık. Ya daha sonra, Hüseynî’ye geçişteki derin melal, Fatih Mehmed’in yokluğu ile, zamanla bulunmamasıyla duyulan melâl ne güzel ifade edildi!
Evet, Nayini zemine, zamana göre kullanan bu büyük ve usta arkadaşların hele Mevlîd okunduğu ve bunun radyo ile naklen verildiği günlerde bir dinleseniz… Uzun müddet radyolarımız Mevlîd ve Kur’an’dan sonra ne çalınacağını bilemezlerdi. Erguner ve arkadaşlarının, bunların hemen arkasından başladıkları Ney’li seanslar Mevlîd peşrev ve saz semâîleri, bunun da çaresini bulmuştur.
İşte İstanbul Radyomuzun bu orijinal simaını arkadaşlarıyla birlikte bugün saat 22.30’da, parazitler müsaade ederse dinleyebileceksiniz.
Şardağ, R. (1953, Haziran 16). İstanbul radyosundan hususiyetler. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

