Makamlarla seslerin bağdaşımı
Beyaz elbiseye kara şapka – Hoppala yarim – Öğle vakti seyredilen tablo – Makamların dile getirdiği
Geçenlerde, güneşin alın ve enseden şıpır şıpır sızdığı sıcak bir günde, caddeye nazır bir kahvede oturmakta iken beyaz elbiseli, kara melon şapkalı, temiz giyinmiş, efendiden bir adama rastlamıştım. Yanımda bulunan arkadaşım “Be adam yakışmış mı? Bir defa aynaya baksaydın ya!” demesi üzerine, görüş sahamız genişledi. Birçok insanların, kendilerine yaraşan, yakışan şeyi maalesef bilemediklerini acı ile hatırladık ve mevzu birdenbire Türk müziğine intikal etti. Bizim ses solistlerimizde de aynı hal cârî musikimizde henüz işlenmemiş bir saha olan bu mevzuyu Ankara’dan ayrılacağı günlerde, “dost ve kardeşim Mesut Cemil‘e açtım ve dedim ki, “Sanat kollarının hepsinde cârî olan bu usulü, müzikte tatbik edemez miyiz?” Meselâ şiir yazan ve böyle tanın bir insan aynı zamanda bize bir artistik mekteh hüviyeti de getirmiş demektir.
Kendisini romantik, hayali şiirleriyle tanıdığımız bir şairden nasıl, realist ve tasviri şiirler veya idealist dava şiirleri beklemezsek şarkılarımızı terennüm eden solistlerimizin de ses tavırlarına ve karakterlerine uymayan makam veya hiç olmazsa şarkıları okumamaları lâzım.
Meselâ bir Muallâ Mukadder‘den “Hoppala yarim” şarkısını dinlemek bizi şaşırtmaz, fakat aynı eseri Dr. Alâeddin Yavaşça‘dan dinlemek garibimize gider. Mesut’un hak verdiği bu görüşü geçen günkü melon şapkalı adam yeniden zihnimde uyandırdı.
Şarkılarımız, sözlerinin yeknesaklığına rağmen ruhça pek bariz bir surette birbirlerinden ayrılırlar. Hatta makamlar da öyle değil mi? Mesela ben Hicâzkâr makamından olan eserleri bayan Atakan kadar güzel okuyan Hicâz ve Uşşâk makamlarını Yavaşça‘dan daha helmeli okuyan solist hatırlamam. Giyilen elbisenin biçimi gibi, okunan şarkılar da onların makamları da sanatkâra yaraşmalı. Müzik şeflerini, salahiyetli otoriteleri bu mevzuda yeni bir hamle bekliyor. Andre Maurois şöyle yazar: “Matisse’in koyu yeşil ördeklerini sabahın erken saatinde seyretmek daha yaraşıyordu. O kadınlı bahar peyzajını, seyretmek için atölyeye daima öğle vakti, güneşin bir donanma gibi üstümüzde ışıdığı saat giderdim.” (Les Nouvelles Litteraires 1952)
Bizde musiki makamlarının da taşıdığı ayrı bir renk, husûsiyet vardır. İçimizde saklı en elemli sırlarımızı, mahrem ve yavaşça anlatmak istediğimiz zaman bu hisse en yaraşanı Bestenigâr değil midir? İçinizi oyarcasına yayılan kederlerin safha safha âşikâr edilmesi Hicaz makamıdır. Bayati Araban, Mahur, Eviç coşkunluğunuzu; Rast ağır, vakur ve hakim bir tavır içinde nakledilen hayat maceramızı; Saba, hislerin, Hüzzam ve Segâh iç yakan naz, işve ve cefaların melâlini dile getirir. Uşşâk’ta pişmiş feleğin hamuru ile yoğrulmuş bir tecelli, bir derin vefa gizli değil midir?
Solistlerimizin ses karakterini makamlara göre intibak ettirecek ilk müzik şefini alkışlayacağım günü bekliyorum.
Şardağ, R. (1953, Haziran 22). Herkes yakışanını seçsin. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

