Solist kaprisleri

Geçen gün, İstanbul Radyosundaki seansında Zeki Müren’in güzel ve dışının inceliği nispetinde içli dolgun sesini dinledim. Bir aralık değerli sanatkâr için Neveser Kökdeş’in, “Sevmek seni bir suç ise” diye başlayan vals usûlündeki şarkısını okuyacak, diye spiker anons edince durakladım. Ne yalan söyleyeyim, içime bir korku girdi. Onun bu ses karakterine uymayan şarkıyı lâyıkiyle okuyabileceğinden şüphem vardı. Nitekim, korktuğum başıma da geldi. Benim ve hepimizin cevher dolu sesini iyi tanıdığı sanatkâr, alafranganın kendine mahsus gırtlak trillerini yapacağım derken keçi sesine müşabih sesler çıkarmaz mı? O memleketimizin en duygulu çocuğunu ve müstesna sesini bu hâle düşüren şey sadece solistik bir kapristir. “Ben neden okumayayım?”, “Belki de hepsinden iyi okurum.”

İşte solistlerimizin kaprislerinden biri ya arkadaşlarına gıpta etmek veya kendi ses kabiliyet ve karakterlerini tanıyamamak neticesinde birbirlerinin eserlerini okumaya kalkıyorlar. Düşünün, bestekâr diyor ki: “Eserlerimi en güzel okuyan Sabite Tur’dur” biz hâlâ, “Ben de okurum” diye ayak diretiyoruz. Benim bildiğim, bu eseri Sabite Tur’dan sonra ikinci derecede güzel okuyan Muallâ Mukadder Atakan’dır. “Efendim” denebilir, “Falan solist çok güzel okuyor diye okumayalım mı?”. Benim kastım, as mevkiine girmiş bulunan, hiç olmazsa birinci sınıf olan sanatkârlardır. Ekseriya da bu kapris, onlar arasında cereyan ediyor. “Falan eseri hoca bizzat bana geçti.”, “Falan eseri ilk defa plağa ben okudum.”, “Bir defa plağa okuduğum eseri sahnede benden başka kimse okumamalıdır” gibi.

Ama aynı eseri yine aynı ayrı ayrı plağa okuyup rekabete giriyorlar, yani hoca, aynı şarkıyı birden fazla insana geçiyor, o da başka.

Bir kaç defa yazdım. Birinci sınıf seslerden hepsi bir şarkıyı aynı kuvvet ve güzellikle okuyamaz. Bunun sebepleri şunlardır:

1- Bestekârlar arasında ruhen akraba olanlarını bile, birbirine benzemeyen üslûpları vardır. Kimi bestekârın bir pınar suyu gibi gürül gürül içi kaynar. Cuşiş dolu bir  velûdiyetle taşarak sizi dağlara bayırlara, sonra birdenbire uçurumlara sürükler. (Selâhattin Pınar ve para için bestelediği ısmarlama eserleri çıkarılırsa, Sadettin Kaynak gibi)

Kimi besteci oturmuş, lâhinlerden, yıkılmaz mimari eserleri kurmuştur. Vekarı, olgunluğu ve temkini fantazist şarkılarına bile geçirmiştir Dede Efendi gibi…

Kimisi, içinin bütün sır ve iştikâsını nâleden ve iç çekişinden, bazen hıçkırık bazen gözyaşından ibaret elbiselerle süsleyerek bestelerine geçirir. (Hacı Arif Bey ve Şevki Bey gibi) 

İşte her solistin, ruhu için bu üslûp ustalarından birinin eserleri cazip gelebilir. Onun kendi tavrına uymayan eserleri ayırt etmesi, kıskançlığa kapılarak okuyamaması lâzım değil mi? Meselâ bizim en içli kızımız Nevin, Pınar’ın “Ayrılık yarı ölmekmiş” şarkısını Türkiye’de yegâne okuyan insandır. Muallâ ve Sabite de “Sevmek seni” diye başlayan şarkıyı üstün okurlar. Gel gelelim bu solistlerimiz, birbirlerinin eserlerini okumada da âdeta yarış etmektedirler.

2- Her değerli solist, aynı eseri kuvvetle okuyamaz. Çünkü bazen bir bestecinin çeşitli şarkıları arasında ayrı ilham anları, ayrı ilham konularıyla alâkalı eserler vardır.

Gamnâk ruhlu bir solistin, “Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz” diye o meşhur Suzinâk şarkıya girişi samimi olmayabilir.

3- Her solist kendine mahsus bir tavıra sahiptir. Tavrını unutup, karakterine zıt şarkıları okumakta ısrar etmesi manasız değil mi?

4- Şarkıların ve bestecilerin çok ve az sevilmesi, biraz da hissî hayatımızla mevsimlerle, hattâ günün çeşitli zamanlarıyla ilgili bir keyfiyettir. Bu şartları da dikkate almak zorundayız.

Birinci sınıf olmuş, as mevkiine geçmiş olan bütün ses sanatkârlarının bazı halde radyo idarecilerini de müşkül durumda bırakan kaprislerinden kurtulmalarını temenni ederim.


Şardağ, R. (1953, Temmuz 3). Solist kaprisleri. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.  


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın