Sen kimsin a Sultanım?

O ne zaman meydana çıkacak? – Soluğu hece zannetmeyelim – Devede boynuz olur mu?

Okuyucularıma bugün Müzehher Güyer‘in Ankara Radyosu’nda 12.20 seansında temiz sesinden çok güzel şarkılar dinleyeceklerini haber vermek isterim. Programdaki ilk eser Basmacı Abdi Efendi‘nin Rast makamından bestelediği küçük, fakat çok içli bir şarkıdır: 

“Senin aşkınla çâk oldum
Yeter gayri helâk oldum
Gamınla çâk çâk oldum
Yeter gayri helâk oldum”

Bu zayıf ve beylik güfteyi, konservatuvarın bastırdığı notalarda, radyolarımızda ve bermutad Şerif İçli dostumun bastırdığı “Şarkı Güfteleri” kitabında hep yanlış kaydedilmiş görmedeyiz. Bu yanlış üçüncü mısraındadır. “Çâki çâk oldum” şeklinde yazıyor ve öyle okuyorlar. Aruz vezni ile yazılıp mefâîlün mefâîlün kalıbında düzenlenen bu manzumede, birinci çâk vezin icabı uzar. Uzadıktan sonra adeta soluk halinde, hafif, belli belirsiz bir iki sesi çıkarmamıza vesile olur. Fakat bu, bir hece olmaktan ziyade soluk bırakıştır. Nazım ölçüsünde gösterilir, ama okunması pek ayıptır. Mürekkep bir cehalet eseri addedilir. Bunun gibi bilgisizce okunmakta devam edilen şarkılarımız pek çoktur. Mesela Mahmud Celâleddin Paşa‘nın Semâî usûlündeki “Vah meyus-i visalindir gönül” diye başlayan Karcığar şarkısını: 

“Vahi meyus-u visalindir gönül” diye okurlar. Mesela Hacı Arif Bey‘in Rast eseri olup, güftesi şair Nedim‘e ait olan bu şarkıyı:

“Esti nesim-i nevbahar açıldı güller suphdem” diye okuyacakları yerde, “Açıldı güller suphi dem” derler. Her neyse Müzehher Güyer‘in nasıl okuyacağını çâki çâk deyip demeyeceğini bilemem, ama doğrusunu yazmada -tekrar etmiş olsam dahi- fayda umuyorum. Abdi Efendi‘nin, “Senin aşkınla” diye başlayan eseri, bende bir tecessüs uyandırarak beş yüzden fazla şarkı külliyatının sözlerinin nasıl başladığını araştırdım. Gördüm ki beş yüzden fazla şarkımızın içinde (150) tanesinin ilk heceleri ya “Sen” veya “Seninle” diye başlıyor. Tabii “Siz”le, “Senin için”le, “Senden”le başlayanlar da başka. Acaba diye düşündüm, şarkı edebiyatımızın dörtte üçünden fazlasını kaplayan bu “Sen” kimdir? “Sen” kimsin a sultanım ki kaç yüz senedir gönüllerin ve nağmelerin mihrabına oturmuş, hem besteleyenleri, hem güfteleyenleri, hem de dinleyenleri kendine çekiyor, mest ediyorsun. Sen kimsin a füsunkâr ki yarım asır evvel “Türk musikisi öldü, ölüyor” diyenler, Allah geçlerinden versin, ademe merdiven dayadıkları halde, onu hâlâ ayakta, (bütün tasfiye ihtiyacı içinde bulunmasına mukabil) hayatta tutuyorsun. Sen şu Boyacının ellerine vurgunluğunu, bütün çiğ hoppalığı içinde ortaya döken, gününü eğleme meraklısı bir hercai, bir et düşkünü müsün? Zannetmem, sen imanı Tanrı’ya çevrilmiş mutasavvıfların dilinde bir yakıcı çıra mısın? Ama hâlâ gözün kaşın, dudağın bazen güzel, bazen beceriksiz mısralara ilham oluyor; bunu nasıl unuturuz?

Yoksa sen hiç bir şey değilsin de dilimizin dolaşığı bir kelime misin? Yoksa, tanıyamıyor, göremiyor muyuz? Sana Rufailer mi karışır? Bence zaman zaman meydana çıkman, Batı’daki büyük örneklerde görüldüğü üzere bize ümit, cesaret, işveli bir dargınlık, beşerî bir ıstırap vermen, türlü sanat tezahürlerine vesile olman da lâzım. Bak, bilen bilmeyen, seni gören görmeyen çullanıyor, fukara kalemlere tezvir sebebi oluyorsun. Bak yüzlerce yıl, yüzlerce besteci yüzünü görmeden ne eserler halk etmiş, hele bir de meydana çıksan, ne başka, ne yeni, ne tıkız eserlere boğacaksın bizi. 

__________

Not: 

1- Dün bir okuyucumdan aldığım telefonda, bir zamanlar kendisine her bakımdan müzahir olduğum Şükûfe adında bir ruh hastasının, ipe sapa gelmez lâflarla beni çekiştirdiğini, buna ise kendisinin çok üzüldüğünü ve hayret ettiğini öğrendim. Ben ortada üzülecek ve şaşacak bir şey göremedim doğrusu. İyilik ettiğimden her an beklediğim budur. Sonra bu hanımın madem ki ruhen hasta olduğunu biliyorum, kendisinden sıhhatli bir hareket beklemek, devede boynuz araştırmak kadar boş ve beyhude değil midir?

2- Berhayat Orhon‘un dün değil, evvelki gün radyoda okuduğunu bize haber veren okuyucumuzun alâkasına çok teşekkür ederim. Elimizde matbu bir program olmayışı sebebiyle kulaktan dolma olarak bahsettiğimiz bu seansın yanlışlığı bize ait değildir. Bununla beraber, yeni programların basılmış olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.


Şardağ, R. (1953, Temmuz 6). Sen kimsin a Sultanım?. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.    


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın