Akgün, Atakan ve Küçükoğulları

Gevrek ve taze – Yayla rüzgarı gibi ses – Makamlarda perende Saibe’nin doyuran sesi

Bugün Ankara Radyosu’nda 19.20 seansında okuyacak olan Muzaffer Akgün henüz Muzaffer Kıvılcım iken bile Ankara’da dikkati çeken bir okuyucu idi. Muzaffer Sarısözen‘in bilgili idaresinde, yurt türküleri sahasında kısa zamanda eriştiği merhale büyüktür. Ankara Radyosu’ndan ne zaman kulağınıza gevrek bir tazelik ve insana şakacıktan küser gibi davranan bir ses gelse, hafif bir nazalite ile beslenen, az titrek, fakat çok hassas olan bu sesin Akgün‘e ait olduğunu derhal anlarsınız. 

Anadolu’nun hani akşam üstleri esen ve köylerin tozlarıyla birlikte dağdağasını da alıp götürün serin yayla rüzgarları vardır. İşte her zaman olduğu gibi, bu akşam da Muzaffer Akgün, bize nağmelerini, bu memleket rüzgarına sarıp sarmalayarak göndermesini bilecektir. 

Yine bugün Ankara’da 20.30’dan 21.00’e kadar devam edecek olan saati, Mualla Mukadder Atakan sanatı ile dolduracak. Atakan’ı biliyorsunuz. İstanbul’da okurken dahi, dikkati çekecek bir ses güzelliğine sahipti. Karakterinde hırçınlık, isyan ve tatlılık saklı bulunan bu ses, bilhassa Ankara Radyosu’na girdikten sonra iyice gelişti. Bugün hemen hemen as seslerin arasında olan bu kuvvetli okuyucumuzun sesindeki sathi incila ile beraber yavaş yavaş kazanmakta olduğu derinlik kısa zamanda onu ufkumuzun rakipsiz bir kadın okuyucusu haline getirebilecektir. Hicazkar, Suzinak, Segah, Isfahan makamlarında ruhundan kopup gelen bir hissi çoşkunlukla çok üstün bir şekilde parendeler atan Atakan‘ı dinlemenizi tavsiye edeceğim. 

İzmir’de bugün 22.00 seansında bir arkadaşı ile birlikte okuyacak olan Saibe Küçükoğulları‘nı tekrar radyomuzda görmekle seviniyorum. Sesinin vüsat imkanını tenkit ettiğim bu kızımızı yine severim, beğenirim. O ince sesin, kendine mahsus, içe dokunan, doyuran bir tarafı var. Bu akşam okuyacağı Hicaz şarkılar içinde Ahmet Rasim Bey‘in bir eseri var ki cidden güzeldir. 

Ağdalı ifade içinde kaleme alınmış olan bu güftenin sözleriyle manasını ayrı ayrı yazalım: 

“Şevkinle hayalinle senin neş’e bedidar
Günlerce fakat ağladığım bunca gamım var
Afet mi nesih ah nesin sen nesin ey yar
Her derdi unuttum da senin aşkına düştüm”

Manası: 

“Senden insana gelen şevk içinde ve senin hayalinde bir açıklık, bir aydınlık her şeyi aşikar eden bir samimiyet var sevgilim. Ama öte yandan da beni günlerce ağlatan bunca acılarım, ıstırabım var. Sen afet mi nesin? Ne yazan, ne güzel şeysin ey yar! ana her derdimi unutturdun ve aşkına düşürdün beni.”

_________

Mübeccel Nurdoğan 

Eşrefpaşa/İzmir

Mektuplarınıza ve iltifatlarınıza, haberim olmadan lütfettiğiniz taktirlerinize müteşekkir ve minnettar kaldım. Bahsini yaptığınız iki meselede de haklısınız ve sizinle beraberim. Musikimizin hafif taraflarına gelince. Bu musikinin zaaflarını, noksanlarını ben de biliyorum. Maalesef alaturka dediğimiz müziğe hücum eden kimseler onun zayıf taraflarını meydana vuracakları yerde kendi zaaf ve cehillerini ortaya döküyorlar. Yarım asırdır rahatsız olduğu aşikar olan Türk musikisi, hâlâ teşhisine kavuşamamıştır. Bu musikinin hayatiyet tarafının noksanlığını göremeyen ve alaturkaya toz kondurmayan taassup hastalarıyla, onu bütün bilgisizliğine rağmen toptan inkar eden köksüz ve dejenere tipler memleketimizde söz sahibi oldukça bir tekamül bekleyemeyiz. Mütekabil derin hürmet ve ihtisaslarımla…


Şardağ, R. (1953, Temmuz 11). Akgün, Atakan ve Küçükoğulları Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.  


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın