Biri bizde ikisi Ankara’da üç minyon ses

Bugün Ankara Radyosu’nda iki minyon ses dinleyeceğiz. Biri saat 11.15’te okuyacak olan Behiye Aksoy, diğeri 19.55 seansında dinleyeceğimiz Şükran Özer‘dir. Behiye Aksoy‘un son yılların bize kazandırdığı Udi Halil Aksoy‘in eşi olduğunu her halde bilenleriniz çoktur. Onların bugünkü seansları şu bakımdan enteresandır. Her ikisi de yumuşak, munis, çocuk sesli okuyucudur. Şükran Özer‘in biraz daha pişkinliğine mukabil, Behiye Aksoy daha kaliteli ve sağlamdır. Bu isi ses, kulağınızda bir su şırıltısı gibi ötsün, dursun istersiniz.

Onların bu sevilir hususiyetleri hemen haber verelim ki bizim Güler Özgeçit‘imizde de mevcuttur. Minyonlar sınıfına üçüncü olarak İzmir’in bu iyi yetişmiş kızını da ilâve edebiliriz. Güler Özgeçit‘in bu seslere faik olan bir ciheti var ki onu her iki sevimli ve tatlı sesli sanatkârda bulamıyoruz, bu da ses kapasitesidir. Oktavlar arasında cambaz gibi oynayan Özgeçit’in bu üstün tarafı ile övünebiliriz. 

Bugün Güler’in okuyacağı eserler arasında musikimizin kutuplarından Sadullah Ağa merhumun, Hicaz makamından bestelenmiş bir Hümayûn Yürük Semâîsi var. Okunmayan üçüncü ve dördüncü mısraları da kaydetmek üzere sözlerin tamamını yazalım: 

“Nideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok
Bir yanımca salınır serv-i hıramanım yok
Emdirir gerçi lebin vaslına canlar verene
Leb-i canbahşını emsem demeğe canım yok
Terennümler
Bir yanımca salınır serv-i hıramanım yok”

Bu Yürük Semâî klâsik bir eser olduğu halde, Dede’nin bazı klâsikleri gibi, bütün muasır şarkılardan daha çok dillerde gezmekte, taşıdığı hayatiyet dolayısıyla. büyük bir alâka ile okunmaktadır. 

Hayatiyet dedim, zira yanında sevdiği olmayan bir âşıkın dünyanın en güzel tabiat mesirelerinden ve seyrahgahtan zevk alması mümkün değildir. İşte Sadullah Ağa, bize bu ruhi boşluğu, tabiatın bütün cilveleri karşısında, yalnız bulunmaktan gelen mahzunluğu çok güzel bir lirizm ve samimilik içinde ifade etmiştir. “Nideyim” derken teessüf, “cananım yok” derken mahzun bir iştika dinleyen ve okuyanın ruhuna dolmakta, hele ikinci mısra, bütünü ile derin bir tahassürü açığa vurmaktadır. Çok üstün çok sanatlı olan bu şarkıyı Güler’in kusursuz icra etmesine temenni ederim. 

Aziz okuyucularıma haber vereyim ki bu kadar leziz ve kaliteli bir eseri takiben kızımız bize kimin olduğunu bilmediğim bir şarkı okuyacak ki güftelerini bilmediğim için yazamıyorum. yalnız bir mısrası aklımda kalmış: “Söyle derdini kaç yıl çekecek bu dertli başım” diye gider. Başlangıçta bir “Söyyy” diye girişi var hani insan boğazına bir yılan dolanıyor veya Denizli horozu ötüyor zanneder. Bu kadar soğuk, bayağı ve kalitesizdir. Türk musikisinde, şarkılara bu şekilde isterik, hasta ve malûl girişi, sanatkârlarımızın protesto edeceği günü görmeyecek miyiz?

_______

Not: 

Hayri Doğan Gün Alsancak/İzmir

Mektubunuzu teşekkür hisselerimle okudum. Bana hücum eden muarızlarım benim de kendileriyle beraber olan fikirlerime beyhude hücum ettikleri için üzülüyorum. Yoksa onların bilhassa son devrin bir çok şarkıları ve güfteleri için söyledikleri doğrudur. Hakikati, hangi cepheden gelirse gelsin, kabul etmek bir büyüklük değil, sadece insan olanın vazifesidir. Şahsım için lütfettiğiniz alâka ve memnunluktan son derece mütehassis oldum. 


Şardağ, R. (1953, Temmuz 19). Biri bizde ikisi Ankara’da üç minyon ses. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın