1950 yılının Mart ayında Ankara’dan naklen geldiğim İzmir şehrinde, vazifeye başlamamın üzerinden beş ay geçmeden, uhdeme bir radyo idaresinin tevdi edilmesi dolayısıyla, şehrin musiki hayatını, bu işle alâkalı olanları yakından tanımak ve onların arasına karışarak istikşafta bulunmak istedim. İzmir, eski Firikya’dan Aka’lardan eski Yunan’dan kalma ve nihayet son Osmanlı Türk tarihinden intikal etme büyük medeniyetlerin kaynaşa kaynaşa akıp gittiği, her gidenin kıyıda köşede izlerini, eserlerini bıraktığı, tesir ve nüfuzundan örnekler kopup geçtiği bir şehirdi. Bu şerihde en üstün sanat harikası olan bir mimari olduğuna Agora’daki sütun, kemer, kubbe ve sütüncuklar bir misaldi. Bu şehirde alil gözleriyle göremediğini, kendi ruhuna ve beşeriyetin ruhuna açılan iç gözleriyle görmesini bilmiş bir şairin Homeros’un Meles Çayı kenarında hâlâ her sabah, kuş cıvıltılarına karışan hatıraları kulaklarınıza çarpar. Bu şehir aşkın lirizmin hakim olduğu La Martine, Bayran gibi iki büyük Batılı şairin, ilki Fransız, ikincisi İngiliz romantizmini temsil eden iki his ve hayal adamının gıpta ile ziyaret ettiği bir beldedir.
Bu memleket haksız bir düşmanın zulmünü görmüş, haklı bir kükreyişle onu helâk etmesini bilmiş insanların dinamik ve milli kalabalığı ile meskûndur. İzmir üzüm ve şarap ilâhının emzirdiği bir diyardır. Akşamları pencerenizden sokağa biraz kulak verirseniz, eli şakağında kendinden geçmiş bir halde, küçük büyük bir çok hemşehrinizi şarkı ve türkü çağırırken bulursunuz.
Ailevî bir münasebetle bağlanmadan evvel de, yedek subaylığımı Kırkağaç’ta yaparken İzmir’e sık sık iner ve çok sevdiğim bu şehirde temelli kalmanın hayalini yaşardım. Tesadüflerin on dört sene yüksek tahsilimi yaptığım ve resmî vazifelerde bulunduğum Ankara’dan beni alıp 1950’de İzmir’e bırakacağını nasıl tahmin edebilirdim!
Bir gün bu da oldu İzmir’e geldim. Belediye Yazı İşleri Müdürlüğü’nde iken uhdeme bir de Radyo Müdürlüğü isabet edeceğini bildiğim için muhitteki musiki meclislerini ayrı ayrı tanımak bir takım hususî meşkhaneleri görmek gazinolarda saklı kıymetler ve kabiliyetler varsa onları meydana çıkarmak gibi vazifelerim olduğunu unutmadım. Gücüm yettiği kadar, imkânım bulunduğu nispetinde buna tevessül ettim. Tabii bu arada bir de Musiki Cemiyeti mevcut olduğunu, bu cemiyetin Rakım Elkutlu gibi makamlara aşina, duyguca harika diyebileceğimiz bir kimseyi sinesinde barındırmış bulunduğunu da biliyorum. Hülâsa bütün bu hususî veya reşmî toplulukları tanımak, bana ilk elemede yardımcı olabilecek olan değerleri seçmek ve tanımak kararını verdirmişti.
Yarından itibaren okuyucularıma radyonun kuruluşuna ait hatıralarım hariç -zira bunun için zamanı erken bulmadayım- İzmir musiki çevreleri hakkındaki intibalarımı nakletmeye çalışacağım.
Şardağ, R. (1953, Temmuz 22). İzmir çevrelerinde musiki hayatı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

