Sanatta tesirden kurtulma çaresi – Müzeyyen Senar’ın bir ikazı

Memleketimiz radyolarının okuyucularından büyük bir kısmı, tanınmış sanatkârların tesiri altındadır. Üslûp yapmış sanatkâr, çığır açmış sanatkâr başkadır; güzel okuyan, sesi zevkle dinlenen solist yine başkadır; bunu hep bilirsiniz. San’at hayatında edebiyatta olsun, resim, heykel ve musikide olsun yeni girenler bir büyük ustanın nüfuzu altına girerek işe başlarlar. Dünyaca malûm ve müsellim olan bu hakikate Batı’dan ve bizim sanat kollarımızdan bir çok örnek vermeye lüzum var mı?

Asıl mühim olan şey tesir altında kalarak sanat vadisine atılmak değildir. Bu nun kadar tabiî bir şey olamaz. Mesela Münir’i düşünün: Musikiye diz vurarak, tanınmış bilginlerimizden nazarî malûmat iktisap ederek, çeşitli üstadların yanıbaşında diz çöküp meşk ederek on beş yirmi senesini versin, Batı’da da üç sene kalıp şan ve kulak terbiyesi dersleri görsün, yıllarca musikimize hizmet etsin. Elbette ki bir takım yeni kıymetlerimiz, bu şelâle sesin, harika cazibesinden kendilerini kurtaramaz.

Daha dünkü çocuğun “Efendim, ben, doğrusu kimsenin tesiri altında kalmam” demesi kadar gülünç bir şey olamaz. Fakat, bu böyledir diye, sanatkâr namzetlerinin ilânihaye bir başka tavrın baskısı altında kalmaları doğru mu?

Geçenlerde bu sütunlarda yazdığım İzmir radyosu sanatkâr namzetlerinden birine ait yazı, bu gencimizi üzmüş. Kalkmış, bana kadar gelmiş. Sesi cidden güzel olmakla beraber artık imtihanları da kazanmamış olan bu gencin kendi hüviyetine bürünmesini arzu etmiştim. Seksen senedir laboratuvarından çıkmayan bir âlim, bugün birden bire radyoyu icat ettim diye meydana çıksa ve hakikaten de keşfetse kıymeti var mı? Bir defa bu kapı, başkaları tarafından açılmıştır. Bunun gibi, ben Kerim İleri‘den de sık sık şunu duyardım: “Hocam benim sesim Münir’in aynı, kendime mahsus bir ses. Başka türlü okuyamam.”

Fahri Kavala, adındaki genç de bir gün aynı şeyi söyledi: “Ben Zeki Müren’den daha önce, bu sesle okurdum. O, beni taklit etmektedir.”

Geçen gün, Müzeyyen Senar’ın verdiği bir beyanat, bu mevzuda beni büsbütün tahrik etti. San’atkâr diyor ki: “Beni özleyenler, artık benim yerime, beni aratmayan Muallâ Mukadder‘i dinlesinler”. Bu sözde, sevimli ses sanatkârımız Atakan için ne kadar takdir hükmü mevcut ise o nispette de bir ikaz saklı değil midir? Yarın bu konunun teşrihini ve pratik tedbirlerini, saydığım ve değer verdiğim okurlarıma bildireceğim.


Şardağ, R. (1953, Temmuz 28). San’atta Tesirden kurtulma çaresi – Müzeyyen Senar’ın bir ikazı. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın