Çok genç ölen sanatkar: Schubert

Bugün, Ankara Radyosu’nda, 17.00’de saat ayarını müteakip musikide Alman romantizminin üç dehasından biri olan Schubert‘in Do Majör senfonisini dinleyeceksiniz. 

19. asır başında Alman müzik imparatorluğunda biliyorsunuz ki okuyucularım, klâsizm sona ermiş, yeni bir devre, romantik devre açılmıştır. Alman müziğinde bir halk tarzı ve şekli olan “lied”in 18. asırda görülen hüviyeti yaygın değildi. Bunu muhtelif kimseler bir çeşni olsun diye eserlerinde kullanmışlardı. Klâsik formun dışında, halkın, dünyanın her tarafında şahit olunan samimi, ılık, içli, biraz da hayalperest ruhunu aksettiren bu şekle karşı Schubert‘in duyduğu alâka pek derin olmuştur. O bu şekli, mahdut atmosferinden kurtarmış, ona senfoni ve opera ayarında bir değer kazandırmıştır. 

19. asra ayak basmaya üç sene kala Viyana’da dünyaya gelip 31 yaşında, bahar çağında ölen Franz Schubert yaşadığı kısa müddet içinde devlerin başaramayacağını başardı. On dokuz çocuklu bir babanın oğlu olan besteci, küçük yaşta istidadının babası tarafından keşfedilmesi dolayısıyla kilisede, sarayda musiki tahsil etmek imkânına kavuşabilmiş, yirmi yaşlarında çok güzel lied’lerini yazmıştır. Bir müddet sonra babasından da mahrum kalan sanatkârı bir bohem hayatı kaprisidir sardı. Mozart gibi ömrünü sefalet içinde geçiren, pek perişan bir şekilde ölen Schubert‘in bu yoksul hayatının bir müsebbibi de kendisidir. O biraz da, ruhen yalnızlığı başıboşluğu, ıstırabı ve sefaleti özlemiş, keder ve mahrumiyetle dolu bir gönlün bahçesinde açılacak çiçeklerin azametini daha öncelerinden hayal etmiştir. Fransız dilinde bir “Schubertiades” kelimesi vardır. Bu kelimenin manası, “Schubertçiler” demektir. 

Büyük sanatkâr, neşesi, insanlığı, yakın dostluğu, iyilik severliği ile öyle bir çevre ve halka kurmuştu ki, bu halkaya dahil olanlar, böyle bir kelimenin doğmasına sebep olmuşlardır. Büyük bestecinin hayatını saran bir çok derin aşklar vardır ki, hangisinin daha çok sanatına veçhe verdiği, kendisi çok ketum olduğu için bilinmiyor. Bir yandan da mistik tarafı olan, ahiret ve dünya ötesi fikirlerin mestisi içinde yüzen kompozitör çok çalışmış, çok eser vermiş, genç yaşında vücutça yıpranarak ölmüştür. Kendi arzusu ile Beethoven‘in yanına gömülmüştür. 

Alman musikisine Beethoven gibi romantizmi getiren ünlü sanatkârın, bu Alman dahisi gibi mütehammil, sabırlı, itinacı bir mizacı olmadığı, eserlerini daha çok irticalen yaptığı için kısa bir şekil olan “lied” hem form bakımından, hem taşıdığı içli, melâlli, samimi, hayalî karakter dolayısıyla tercih edilmiştir. Tabiatı romantize ederek Beethoven‘den daha derin bir şekilde bestelerine dolduran besteci, aynı zamanda dünya musikisinin en büyük dramcılarındandır. Onun eserlerini dinlerken tabiatı bütün dramatik hususiyetleriyle karşımızda canlanmış buluruz. At koşar; rüzgar uğuldar; kuş cıvıldar; fırtına söylenir; insan düşünür; melâl konuşur; maddî ve manevî yokuşlar tırmanılır. 

Büyük bestecinin Beethoven‘e üstün gelen derin iç tahlilciliği de vardır. Bu vasıf, onun ses ve çalgı musikisinin şivesinde öyle bir terkip yaratır ki, bir hastanın inleyişi, küçük bir yavrunun sayıklamaları, çocukların rüyasına giren periler ve cinlerin kâinatı eserlerinde yer yer canlanır. Kısaca iç ve dış manaların ustaca terkip edilmiş olduğu bu sanat tarafı ile ayrıca bir mümtaziyete sahiptir. Schubert, lied üstadıdır. Bu şekli güftesiz, enstrümantal bir hususiyete de kavuşturmuştur. Tabiatı kül halinde değil, parça parça unsurlara ayırarak, her birine romantik bir adeseden (mercek) bakmak suretiyle ayrı ayrı gönül bağlamıştır. 600’den fazla lied, 8 senfoni, 1 kuvatour, 4 sonat, 2 mes, 5 opera ve daha bir çok şekillerde musiki mahsulleri vermiştir. Si minörden yazılmış olan “Bitmemiş Senfoni”si bütün dünyada derin akisler yapmış, filmlere mevzu olmuştur. 


Şardağ, R. (1953, Ağustos 5). Schubert. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın