Gündüz ve Özgeçit’in konserleri

Bugün radyomuzda iki sevimli ve değerli sanatkârı tekrar dinlemek, İzmir’in yetiştirdiği bu evlâtlarla övünmek fırsatını bulacaksınız. Emin Gündüz‘le Güler Özgeçit‘i kastettiğimi herhalde anlamışsınızdır. 

Güler Özgeçit‘in okuyacağı şarkılar arasında Zeki Duygulu‘nun meşhur Isfahan şarkısı var. Meşhur diyorum; zira bu eserin güftesini Atakan plâğa yanlış okuduğu için tenkitte bulunmuş ve sevimli sanatkârın hatasını tashih edeceğini umarken yine devam ettiğini görmüştük. Yine yazdık; acı yazdık. Bu sefer bütün sanatkârlar yazdığımız gibi doğrusunu okumaya başladılar. Fakat bize hiddetlenmiş olan değerli sanatkâr Atakan, çok güzel okuduğu bu eseri, repertuvarından çıkardı. Bu şarkının İzmir’de, bizimkiler miyan kısmını yanlış okuyorlar. Aslını Zeki Duygulu‘dan not ettiğim şekilde yazıyorum:

“Ferdayı düşünmem seni sinemde uyutsam
Gönlüm şen olur gerden-i billûruna yatsam
Ruhumda onu şad olarak gördüğüm akşam
Gönlüm şen olur gerden-i billûruna yatsam”

İnsana kadın gerdanı yerine adeta bir tavuk göğsü tatlısını hatırlatan bu güftenin soğukluğu da ayrı, o da başka. Yine Güler, size Hacı Arif Bey‘in küçük, zarif, güfte ve bestesi içi içe girmiş, ruhu okşar bir şarkısını okuyacak.

“Düşme ey âşık hayale yağma yok
Yağma yok han-ı visale yağma yok
Eyleme bihude nale yağma yok
Yağma yok han-ı visale yağma yok”

Biraz da fantezi edası taşıyan, Katakofti usûlündeki bu Isfahan şarkının manası şu: 

“Ey aşık, boş yere hayale kapılma, yağma yok! Yağma yok, beklediğin o vuslat ânına eremeyecek, yare kavuşamayacaksın; yağma yok!”

Her şarkısı gibi, bir anda ruhunuzda en derin tesirlerle yayılan büyük şarkı üstadının bu eserini, kızımızın duyarak, hakkını vererek okumasını temenni ederim. 

Emin Gündüz‘ün bütün inhinasına kavuşmuş olan tatlı ve pişkin sesi ile size bugün okuyacağı şarkılar arasında üstadım Lem’i Bey merhumun Sultaniyegâh bestesi olan nefis bir eseri var. Çok dinlediğiniz, fakat bir türlü bıkmak usanmak nedir size bildirmeyen bu şarkının malum güftesini yazıyorum: 

“Andıkça geçen günleri hasretle derinden
Viran oluyor gönlüm ilâhi kederinden
Bak yareledin kalbimi en gizli yerinden
Viran oluyor gönlüm ilâhi kederinden”

Sayın okuyucularımın dikkatinden kaçmamıştır ki bütün sanatkârlar bu şarkının üçüncü mısraını “ilâhi” diye okumaktadırlar. Musikimizin edebiyat bilgisi ile, edebiyatçılarla işbirliği yapmayışına ait hazin örneklerinden biri de bu eserdir. “İlâhi keder” çok güzel ve ahenkli bir şey. Kederin bazen ilâhisi de olur. Fakat o taktirde insan bu türlü kederden şikâyet etmez. Zira dördüncü mısra bir za’fı telif husule getiriyor. Şair kalbinin yaralanmasından şikâyetçi oluyor. Hakkı Süha Bey, Şerif İçli‘nin bu noktadaki görüşünü haklı bularak “İlâhi”yi “inan ki” yapmış. İzmir Radyosu’nun müzik şefi ile yaptığım görüşmede kendisi Lem’i Bey‘in kat’i olarak bu kelimeyi “ilâhi” diye bestelemiş olduğunu söyledi. Bilmediğim, güvenmediğim mevzuda ısrar adetim olmadığı için ben de böyle okunmasını doğru buldum. 

Makamının güzel eserlerinden biri olan bu şarkının insan ruhuna şimdi kederleri, şimdi ümitleri, şimdi niyazları, şimdi tahassürleri çağlayan gibi dolduran büyük bir hususiyeti vardır. İki çocuğumuzu dinlemenizi tavsiye ederim. 


Şardağ, R. (1953, Ağustos 7). Gündüz ve Özgeçitin Konserleri. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın