Berbattır ahvalimiz

Radyoda zımbırtı

Bir zamanlar Riyaset-i Cumhur orkestrasında şeflik yapan, emekliye ayrıldıktan sonra Ankara Radyosu’na müşavir olarak tayin edilen Veli Bey‘le, Allah selâmet versin, bu radyoda tanışmıştık. Karşısındaki insanı miyop gözlerini bahane ederek şöyle üstten üstten ve iyice tetkik eden toplulukta en sonra, o da bir kaç kelime ile lâfa karışan; kendini çok gösterebilecek kadar zeki, cehaletle sıvalı bir bilgi, boşlukla örtülü bir fazilet, hiçliğe gömülü bir olgunluğu temsil eden Veli Kanık dostum iyi vasıflı insanlardandır.  Şimdi İstanbul Radyosu’nda ses müşavirliği yapan üstatla Ankara Radyosu’nda bir gün saatlerce süren radyo neşriyatını takip etmiştik. Alâturkaların pespaye ve ilintili güftelerinden, caz müziğinin boğuk ulumalarından beste adı altında, bizimkilerin, birbirlerinden aşırılmış namelerle meydana getirdikleri patolojik örneklerden sıkılmış ve bunalmış olan dostum, gözlüğünü kaldırarak, mutadı vechile etrafı önce bir süzüp: 

– “Yahu” dedi, “Pek sıkıcı oluyor, değil mi? Biraz zımbırtı olsa iyi olacak.”

Veli Bey bu sözü, gerçi “Biraz hareket, biraz canlılık” manasına kullanmıştı. Fakat biz radyolarımızın kalite noksanından sıkıldığımız şu sırada, aynı kelimeyi tenkidi manasına kullanamaz mıyız:

– “Nedir bu zımbırtı, Allah aşkınıza?”

Bizim İstanbul Radyosu’nda da, Ankara’da da şarkıları, besteleri gözden geçirmek üzere bir heyet vardır. Gel gelelim İstanbul’da okuyan tanınmış ses sanatkârımızın ikisi hariç, diğerlerinin bestelerine rastlamıyoruz. Ankara’da bütün icracılar, sanki beste yapmak, notaları bir usûl içine sokmakta mümkün olurmuş gibi durmadan eser imal ediyorlar, bütün ses sanatkârları da öyle. İşin tuhafı bütün bu zımbırtılara beste diyebiliyoruz.

Musiki cemiyetleri mesai saati altında radyolarımızda yer alıyor. Şu İstanbul’da, Emin Ongan‘ın idaresi altındaki Üsküdar Musiki Cemiyeti hariç, diğerlerinin zımbırtı olmadığını nasıl iddia edebiliriz?

Ses sahibi, “Bir şarkıyı okudum” diyebilmek için ona edebi kültür, divan edebiyatı zevki, aruz vezni, entonasyon ve fonetik bilgisi katmak, ondan sonra da nota, usûl-i meşk, tavır ve üslup hususiyetleriyle melodiyi iyice yoğurmak zorundadır. Aksi halde buna da zımbırtı demek zorunda, değil miyiz?

Binlerce kadın mevzu ve modası dururken dudak boyamak, allık sürmekten bahseden içi geçmiş dostlarımızdan Aka Gündüz‘ün Pazar günü yaptığı gibi ruh sıkıcı konuşmalara zımbırtı demekten başka çare yoktur. Enderûnî Fazıl Bey manzum bir mudhikesini* şöyle bitirir: 

“Zımbırtıdır dımbırtıdır halimiz
Gel gör ki pek berbattır ahvalimiz”

——

*mudhike: Gülünecek şey


Şardağ, R. (1953, Ağustos 12). Radyoda zımbırtı berbattır ahvalımız. Ege Ekspres Gazetesi, s. 4. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler… 

Yorum bırakın